9.02.2007

Hikayenin başlangıcı

Herşey 1/1/2006 da yılbaşı hediyesi olarak, kayınbiraderim Tuğrul'un bana Sadun Boro'nun Pupa Yelken kitabını hediye etmesi ile başladı.
Birçok denizcinin yelken sevdasını başlatan Sadun bey'i saygıyla anıyorum ve kendisine sağlıklı uzun ömürler diliyorum.
Zaten denizi küçüklüğümden beri çok severim.
Bunda çocukluğumun ve gençliğimin yaz aylarının Kumburgaz'da geçmesinin büyük payı var.
Denizin üzerinde iken kendimi çok mutlu hissederim.
20'li yaşlarda Bodrum'a arkadaşlar ile her gidişimizde, onlar geceyi beklerler, bense gündüz tekne gezisi yapmanın yollarını arardım.
İstanbulda'da Eminönü Karaköy taraflarına gitmem gerekirse muhakkak vapuru kullanırım.
Çok istememe rağmen çok uzun yıllar, nedense deniz yatağı ve küçük şişme bot haricinde bir denizüstü araca sahip olamadım.
Ta ki 38 yaşına kadar. İlk defa 2005 yılında kardeşlerimle kendimize birer şişme
Yamaha330 bot ve 9.9 iki zamanlı motor aldık.
Bu, benim deniz üstü araçlardaki ilk tecrübem oldu.
Ailece Caddebostan-Adalar seferlerimizi başlattı.
5 yaşındaki oğluma iskele ve sancağın nereleri olduğunu öğretti.
Teknelerdeki toplanmamış usturmaçaları gördüğünde "baba bak ayıp şeylerini toplamamışlar" demeye başladı.
Kısaca, bizi pratikte denize iyice ısıttı.İki yaz boyunca bu parkurda çok keyifli seferler yaptık.
Dalış gezileri(zıpkınla balık avı), hanımlar ve çocuklar ile Burgaz ada'da balık yeme seferleri.
Heybeli, Büyükada, Burgaz'da ailece denize girme seferleri.
Bu arada botu Ayvalık Cunda adasındaki evimizede götürüp oradada doyumsuz seferler yaptık.
Neyse, 2006 yılının Ocak-Şubat aylarını tek tek marinaları dolaşarak, internetten bilgi toplayarak ve denizcilik konusunda yazılmış kitapları ve dergileri okuyarak geçirdim.
Mart ayında bir yelken kursu almaya arar verdim.
Bunun üzerine küçük bir araştırma yapıp, Kalamış'da bulunan DAK-SAR bünyesindeki kursa katılmaya karar verdim.
Melih Sanalan hoca ile çok keyif aldığım bir eğitim süreci geçirdik.

Bu işe şiddetli derecede bağlanmaya başladığımı hissediyordum.Piyasada bulunan
tüm denizcilik kitaplarını yutarcasına okudum.Internetteki denizcilikle ilgili birçok gruba üye oldum.Fakat hala nasıl bir yelkenli alacağıma karar verememiştim.
İkinci el mi, yeni mi, ahşap mı, fiber mi v.s v.s ?
Her zaman dendiği gibi, ikinci elde benim beğendiklerimin fiyatları yüsekti, fiyatları uygun olanları ise ben beğenmiyordum.
Nihayet çok uzun düşünme taşınmaların sonucunda, birazda yeni olmam sebebiyle,
denizde ikinci el,
tanımadığım motorun ve teknenin yaratacağı problemlerle uğraşmaya cesaret edemediğimden
sıfır olmasına karar verdim.
Sonra ihtiyaçlarımı düşünüp ona göre kararımı oluşturma planını yaptım.
Öncelikle marina masrafı aşırı olmamalıydı, vergisi olmamalıydı veya olsa bile yüksek olmamalıydı.
En azından, 3 kişilik ailemi rahatça barındırmalıydı ve konfor sunmalıydı.
Yada, arkadaşlarla günü birlik kısa yollar yaptığımızda en az 6-8 kişiyi misafir edebilmeliydi.
Denizci olmalıydı, yarışlara katılmayı düşünmediğim için, gezi standartlarında olması benim için yeterliydi.
Fazla hızlı olması, hafif olması, yani yarışçı ruhlu olması benim için çok önemli değildi.
( en azından şimdilik)
Tüm bu kriterler ışığında araştırmalara başladım, fakat hakikaten bu konuda karar vereblmek o kadarda kolay değildi.
Sonunda, bir tesadüf sonrasında tanıştığım ve işyerime yakın olan EGEYAT ın 26 feet lik Ege26 modelinde olaya noktayı koydum.
Nisan2006 da sözleşmemizi yaptık ve ondan sonra bitmeyen bekleme dönemi başladı.
Ve nihayetinde, Şubat 2007 Avrasya Boat Show terminine tekne yetişti.
Ege26'dan ilk sipariş olarak 3 adet üretildi. İlki, yani "TALYA" nın kızkardeşi 10 gün önce Fenerbahçe marina'da denize indirildi.
"TALYA" Avrasya Boat Show'da Egeyat standında sergilenecek. Sonrasında yani ayın 19unda kısmetse Ataköy marina'dan suya inecek.

1 yorum:

Anonim dedi ki...

Hey maşallah, bizim köyede giden mi agabey?:))