13.05.2007

Yunusların Dansı

Bu Cumartesi aslında özel bir şey yapmayı planlamadığımız günlerden biriydi. Ben tekneyi Egeyat Sedat bey’in bazı bakımları yapması için Kalamış Marina’ya getirdim. Perşembe akşamüstü tek başıma, küçük bir yolculukla Ataköy’den Kalamış Marina’ya geldim.Bu arada tekrar belirtmem lazım, benim yeke sabitleyici büyük kolaylık. Bağladım yekeyi Fenerbahçe istikametine, güneşli ve güzel bir havada arkama yaslanıp güzel İstanbul’u seyrede seyrede Fenerbahçe’ye kadar geldim. Cuma günü Sedat bey teknenin bazı problemlerini elden geçirdi ve beni arayıp EGE26 ile yelken basılmış bir fotoğraf çalışmasının olmadığını ve Cumartesi bunu yapıp yapamayacağımızı sordu. Bende seve seve kabul ettim. Yine geçen haftaki ekip toplandık. Yani ben, Cüneyt , Engin, Balkı ve yeni mürettebat Atilla. Bir müddet Kalamış Marina da teknenin temizlik işleri ile uğraşıp eşyaları yerli yerine yerleştirdik. Sedat bey işyerinden biraz geç ayrıldığı için, bizde teknede biraz daha vakit geçirip yaklaşık yarım saat sonra yola koyulduk. Maksadımız Moda koyu’nun içerisinde yelkenle biraz dolaşmak, yelkenin nasıl bir şey olduğunu Atilla’ya biraz göstermek ve Sedat bey gelince de çekimlere başlamaktı. Biz yelkenleri açtık ve ısınmaya başladık. Bu arada Sedat bey bizi Moda koyu dışında yakaladı ve çekimlere başladık. Rüzgar hakikaten çok tatlı esiyordu ve bugün çok keyifli olacağa benziyordu. Fotoğraf çekimlerimiz yunusların dansı eşliğinde yarım saat sürdü.
Bu yunusların dansını ve yaşadığım benim için ilk olan bir olayı anlatmadan geçemiyeceğim. Rahmetli Yaman Koray’ın Ne cennet Şey Şu Deniz kitabında anlattığı bir bölüm vardı. Denizin üzerindeki bir çeşit curcuna dan bahsediyordu. Aynı onun tarif ettiği gibi bir deniz üstü curcunasına rastladık. Hem de tam Moda Koyu’nun ağzında. Bir yunus sürüsü denizin üstünde bin bir taklalar atarak bir dalıyor bir çıkıyordu. Tam tepelerinde de yüzlerce martı, onların dalıp çıktığı bölgeye dalışlar yapıyorlardı. Sahne gerçekten görülmeye değerdi. Benim düşündüğüm, herhalde yunuslar büyük bir balık sürüsünü çevirmişler martılar da nasiplerine düşeni kapmaya çalışıyorlardı. Bu arada ben teknenin içine girdim ve biraz daha ortalığı toparlayayım dedim. Radyoyu kapattım. Zaten motor da çalışmıyordu. Kısa bir süre sonra “viyyyyyyk” diye bir ses duydum. Gayrı ihtiyari olarak radyoya baktım acaba açık mı kaldı diye. Sonra ses bir daha geldi, sonra bir daha. Birden olan bitenin farkına vardım, bunlar yunusların sesiydi. Hemen dışarıdakilere "teknenin etrafında yunus var mı" diye sordum. Tabii vardı, hem de iki tane ve bizim etrafımızda dönüyorlardı. Harika bir deneyimdi. Denizin insanlara verebileceği ve yaşatabileceği o kadar çok güzellik var ki. Yeter ki insanoğlu almayı bilebilsin.
Daha sonra çok tatlı bir rüzgar ve dar apaz seyirle, yaklaşık 6.5 knot ortalama hızla kısa sürede Ataköy Marina’ya vardık.
Teknede göz ucuyla yaptığım kontrollerde, U biçimindeki zincir kilitlerinin ucundaki vidaların ve vardavelaları gerdiren gergilerin gevşemiş olduklarını fark ettim. Şimdi ilk işim Bahar Rallisi başlamadan, Perşembe gününe kadar tüm vidaları ve gergileri kontrol etmek. İnsanın elinin hep teknenin üzerinde olması gerekiyor. Yoksa en olmadık yerde hakikaten çok sıkıntıya girilebilir.
Bu hafta Cuma günü saat sabah 7:00 da ralli Ataköy Marina’dan start alıyor. Kısmet olursa Trilye’den bloğu güncellemeyi düşünüyorum. Bakalım bu ilk uzun yol nasıl olacak.

1 yorum:

Anonim dedi ki...

Taner bey selamlar, size son Atakoy marinadaki boatshow'da ulasmaya calistim, Pazar gunuydu ve sanirim siz seferdeydiniz. Eger size ulasabilecegim bir mail adresiniz varsa cok memnun olacagim.

Selamlar,
Ozgur Dogu
ozgurdgu@hotmail.com