03 11 2009

29 Ekim


İki senedir hep aklımda. Cumhuriyet bayramı kutlamalarını Boğaz'dan seyretmek. Bir türlü kısmet olmamıştı. Bu sene, ne yapıp edip mutlaka gitmek istiyoruz. Fenerbahçe'den komşularım Cengiz, Can ve Hemi'de gelmeyi planlıyorlar. Bizde Arzu ve Engin'e haber verdik. Saat 16:00 gibi marinada buluşacağız. Engin'le aslında daha erken çıkmayı ve yelken yapmayı planlamıştık ama maalesef rüzgâr çok az.
Biz biraz erken geldik marinaya. Bir baktık Cengiz ve Can, Bengül teknesinde oturmuş muhabbet ediyorlar. Hemen biz de muhabbete atladık. Yine denizci dedikoduları, gülme, güzel sohbet.
Saat 16:30 gibi Engin, Arzu, Derya ve Balkı'da geldiler. Arzu sağolsun döktürmüş. Kısa zamanda TALYA'nın havuzluğunda sofrayı kurduk. Güzlece yapılanları lüpledikten sonra tekneyi neta ettik ve yola koyulduk. Yola çıktığımızda hava kararmıştı. Bu arada Cengiz, Can ve Hemi aileleri ile birlikte Hemi'nin Belle teknesinde olacaklar. Yaklaşık 11-12 kişi, tabii dalgamızı geçtik.
Kızkulesini bordaladığımıza hafif Kuzey rüzgarı vardı. Ayrıca Kızkulesi önleri hep çır
pıntılı oluyor. Malum boğazın güneye akan sularının Marmara'nın suları ile ilk karşılaştığı nokta. Usul usul kuzeye, Dolmabahçe önlerine doğru tırmandık. Kabataş önlerine geldiğimizde etrafımıza bakındık,bağlanacak veya motor üzerinde duracak uygun yer var mı diye. Biz böyle bakınırken bir sahil güvenlik botu kuvvetli projektorunu üzerimize tutup "-Lütfen burayı terkedin." uyarısı yaptı. Sadece bize değil tüm civardaki teknelere. Denizde güvenliğin sağlanabilmesi için ne kadar devlete ait deniz aracı varsa hepsi görevde idi. Sahil güvenlik, Deniz Polisi, Gümrük Muhafaza, Söndüren Romörkleri v.s.
Baktık olacak gibi değil tam karşıya Üsküdar'a doğru yol verdik. Radar kulesinin sağ tarafına doğru girdik. Burası tam Üsküdar meydanının karşısına denk düşüyor. Ama inşaat çalışmaları yüzünden çekilmiş perdeler yüzünden meydan gözükmüyordu.
Neyse, kutlamanın başlamasına daha 1 saat var. Ben indim hemen çayı demlemeye. Yanımızda getirdiğimiz sandviçler, tuzlu kurabiyeler falan mideye indirilmeyi bekliyorlar. Biraz yukarı tırmanıp, motoru boşa alınca yaklaşık 15 dakika içinde aynı noktaya dönüyoruz. Gösteri başlayana kadar bir yere sabitlenebilir miyiz diye sağa sola bakındım. Tabi demir atmak risk, derinlikten dolayı değil ama demiri taktık mı uğraşması zor. Gözüm kıyıdaki vapur iskelesine
takıldı. Bir deneme yapmaya karar verdik. Yaklaştık, ama su fazla oynak, hatta Engin koltuk halatını iskeledeki babaya taktı ama tekne durduğu yerde tehlikeli biçimde iskele sancak sallanıyor. Tehlikesi ise şu, iskele yüksek ve beton koca kamyon lastikleri var ama tabii vapurlar için. Her an sallantıda teknenin bir yerini kırabiliriz. Neyse fazla şansımızı zorlamadan iskeleden ayrıldık. Sonra seferde olmayan bir vapuru kestik gözümüze. Ona da yanaştık ama aynı durum orada da oldu. Sonunda sabitlenme denemelerimizden vaz geçtik. Teknenin pruvasını akıntıya doğru çevirip, en düşük devirde yol verince, tekne demirlemiş gibi olduğu yerde durdu.
Çaylar falan içildikten sonra bizi gören başka teknelerde bulunduğumuz yere geldiler. Yaklaşık 7-8 tekne falan olduk. Biraz karaya uzak gibi duruyoruz. Derken bir Gümrük Muhafaza botu birden yanımızda bitiverdi. "-Burası tehlikeli, ya karaya bağlanın, ya da Kızkulesinin altına gidin." diye bir uyarı yaptı. İki öneri de olacak gibi değil. Bir kere Kızkulesi altı fena şekilde
çırpıntılı, orası olmaz. E, bağlanmayı zaten denedik, o da olmuyor. Neyse biz de iyice karaya sokulduk. Yaklaşık 10mt falan kaldı. O bölgede motor üzerinde sabitlendik. Böylece ara çözümü bulmuş olduk.Vee saat 19:30 da ilk patlama ile ortalık bayram yerinde döndü. Herkes büyülenmiş gibi 20 dakika gökyüzüne bakakaldı. Hele ilk başta köprüden yapılan gösteri ve sona doğru ardı ardına patlayan fişekler nefesimizi kesti. Artık kararımız karar, her sene 29 Ekim'de kısmetse denizde olacağız. Kıyıdan yüzbinler bir yerlerde rezervasyonlar yapıp birbirlerini iteleyerek bu olayı izlemeye çalışırken, tam ortasından daha doğrusu içinden bunu izlemek de denizin, denizi sevmenin ayrıcalığı.


Not: Görselleri sağlayan sevgili Can Buluman'a çok teşekkürler.

26 10 2009

Yine Haftasonu Seyri

Hafta sonunda çok tatlı bir hava var. Yelken havası değil ama tatlı tatlı Lodos Batı-Lodos esiyor. Geçen haftadan Hakan ve Tuncer ile sözleşmiştik. Fakat son dakikada işleri çıktı ve Cumartesi gelemeyeceklerini belirttiler. Geziyi Pazar gününe almayı rica ettiler. Fakat Pazar'da maalesef ben müsait değildim. "-Ben her halûkârda tekneye gidiyorum, müsait olursanız uğrarsınız." dedim. Önce Tuncer'den "-Ben problemi hallettim, geliyorum." mesajı geldi. Arkasından da Hakan'dan aynı mesaj. Onlar gelene kadar yine teknede genel bir kontrol ve temizlik yaptım. Farşları kaldırıp sintineyi bir güzel temizledim. Motor yağı, suyu, devir daim pompasında kaçak var mı, yok mu kontrol edildi. Her şey saat gibi çalışıyor. Kaçak filan kalmamış. Yakıt ön filtresi de kontrol edildi. Su var mı yok mu diye. Saydam bölmenin içinde pırıl pırıl mazot gözüküyor. Geçen yazılarda bahsettiğim değişimler ve bakımlar teknenin tamir defterine kayıt edildi. Bu çok faydalı bir yöntem. Motordaki takılan parçalar ne zaman değişmiş, hangi sebeple değişmiş, ne olmuş ne bitmiş herşeyi takip edebiliyorsunuz.

Saat 12:30 gibi koltuk halatları fora. Ver elini deniz. Yine çok keyifli bir 3 saat. Sinirler boşalmış ruhlar dinginliğe kavuşmuş tekrar eve...

20 10 2009

Haftasonu Seyirleri

Geçtiğimiz Cumartesi günü tekneye gidip bir temizliğe girişeyim dedim. Tam iskeleye geldiğimde baktım Bengül teknesinde komşular oturmuş hoşbeş ediyorlar. Ben de hoşbeşe katıldım. Cengiz, Kadir ve Hakan ile başladık denizci dedikodularına. Epeyi bir sohbetten sonra evsahibi Cengiz ayrılınca Biz, Hakan ve Kadir ile Talya'ya geçtik. Fazla oyalanmadan hemen marina dışına çıkıp yelkenleri bastık. Hava çok güzel tam kararında esiyordu. Şehr-i İstanbul'u denizden, hem de yelken ile gezmenin doyumsuz zevkini yaşayarak, üç saat kadar sonra tekrar marinadaki yerimize dönüp bağlandık. Yine yaşadığımızın farkına vardık...

15 10 2009

Yapılanlar

Geçen yazıda madde madde yazdığım onarımları tamamladık. Talya'nın bağlanma kütüğü ruhsatnamesini de çıkarttık. Ayrıca bu yılki marina ücretimizi de ödedik. Bir çok işin stresi üzerimden kalktı.

Bağlanma Kütüğü Ruhsatnamesi eski Özel tekne belgesinden çok daha basit bir evrak. Üzerinde motor seri numarası vs gibi önemli bilgiler yer almıyor. Elinize aldığınızda, uyduruktan bir belge tutuyorsunuz gibi. Belgeyi aldığım departmanda bunun da kısa zamanda değişeceği söylentileri vardı.
Geçen hafta Rıza usta ile motor ve yakıt sistemini elden geçirdik. Ön yakıt filtresindeki su tahliye edildi. Mazot deposu kontrol edildi ama su çıkmadı. Rıza ustaya göre mazot aldığım yer problemli olabilirmiş. Ben eskiden bidonla dışarıdan mazot getiriyordum. Şimdi ise marinadan mazotu alıyorum. Yine Rıza usta marina mazotunun problemli olduğunu, bir motoryatın 300lt lik deposundan bu mazotu aldıktan sonra 15lt su çıktığını anlattı. Şimdi tekrar eskisi gibi mazotu dışarıdan alacağım, bakalım ne olacak?
Ayrıca motorun üzerindeki yakıt filtresini ve impelleri de değiştirdik. Deniz suyu pompasının keçe, conta v.s. gibi tamir elemanlarını orjinal Yanmar aldım. Bu da bir hayli tuzluya mal oldu. Aynı malzeme altıda bir fiyata sanayi sitelerinden de temin edilebiliyor. Neyse motor yine saat gibi. Sızıntı tamamen kesildi. Deneme seyri için kuzenle gece gece soluğu Burgaz Antigoni'de aldık. Gece dönüşümüz saat 01:30 gibi oldu. Yine çok keyifli bir gece geçirdik.

07 10 2009

Burgaz'a Gece Seyri

Dün Burgaz'a yelken seyri için hanımla sözleşmiştik. Ben de kendimi hazırladım. Şöyle güzel kızarmış midye, kalamar, kavun, beyazpeynir gözümde canlandı. Fakat akşam olunca hanımda bir kırıklık bir halsizlik. "-Sen git ben kalıyorum." dedi. Haydaa, bütün hayaller bir anda suya düşer gibi oldu. Fakat hayal bu, peşinde koşmak lazım. Ben de hemen Engin'i aradım. Sağolsun Engin hemen Arzu ile konuştu. Saat 18:00 de marinadayız dedi. Ben de 17:00 gibi marinaya vasıl oldum. Nasıl olsa bir saatim var bir genel teknik kontrol yapayım dedim. Motor bölümünü açtım. Gözle bir muayene. Herşey normal gözüküyor. Yağ kontrol, seviyesi tamam, hiç eksilme yok. Soğutma suyu da hemen hemen MAX. çizgisinde. Fakat zeminde hafif bir grilik var. Sanki hafif çe birşey dökülmüş gibi. Motor stop halde iken baktım, birşey yok. Bir de motoru çalıştırıp bakayım dedim. Motoru çalıştırınca impellerin olduğu deniz suyu pompa haznesinin olduğu bölümden küçük damlacık halinde su akıyor. Tattım, tuzlu, belli ki deniz suyu. Pompaya giren hortumları tutan kelepçeleri sıktım, belki onlar kaçırıyordur diye. Ama damlacık kesilmedi. Ben altına üstüne bakarken komşum Can geldi. Ona durumu anlattım. Baktı ve "-Denizsuyu pompasının salmastrasından kaçırıyor" dedi. Yapıcak iş çok zor değil. Pompa sökülüyor, salmastra ve gerekirse rulman değişiyor, sonra yerine takıyoruz. Bir de dikkatimi çeken tuzlu zu hortumlarının içinde takır-takır tuz var. Demk ki tuzlu su yollarını da zamanla temizlemek lazım. Bunu da Rıza usta ile konuştum, nasıl temizleneceğini anlattı. Bir başka sorun da deponun içinde biriken su. Bizim Ege26 larda ön filtre yok. Ben 3 ay önce motora giden yakıt hortumuna bir tane Rakor marka ön filtre taktım. Dün onu da kontol ettim. Deponun cam bölümü olduğu gibi yoğurt kıvamında sıvı dolu. Bu yakıtta su var demek. Sağolsun Can bir pet şişe keserek filterin içini boşalttı. Filtreden bayağı su çıktı. Tabii filtre depodaki bütün suyun tahliyesi için yeterli değil. Yapılması gereken depoyu açıp içini kontrol etmek. Varsa suyu tahliye etmek. Tam bu işleri yapayım derken, yapılacak işlerin sayısı artınca pes ettim. Rıza ustayı aradım onunla beraber bu Cumartesi aşağıdaki işleri yapacağız:

  • Denizsuyu pompasının tamiri.
  • Denizsuyu hortumlarının içindeki tuzların temizlenmesi.
  • Mazot deposunun içindeki suyun tahliyesi.
  • Ön filtre elemanının değişmesi.
  • Motor filtre elemanının değişmesi.

Ee, motor için bu bakımların yapılmasının zamanı gelmişti zaten. Siz ona ne kadar iyi bakarsanız, o da size o kadar az sorun çıkartıyor.

Neyse bu aksaklıkları açıp kontrol ettiğim iyi oldu. Saat 18:00 gibi de Engin ile Arzu geldiler. Hemen marinadan çıktık ve yelkenleri bastık. Kolayına apaz seyir ile 1,5 saatte Burgaz Antigoni restoranın önüne bağlandık. Artık Barba'ya gitmiyoruz. Barba iki kez el değiştirip personeli de dağılınca tadı kaçtı. Antigoni' de yiyecekler falan gayet iyi. Daha önce de yazmıştım. Engin deniz ürünlerinden iyi anlar diye. O da yediklerimizi beğendi. Midye kalamar gayet nefisti. Tek problem tarator sos. Bildiğimiz ekmeği bol cinsinden değil de mayonez kıvamında olanından getiriyorlar. Biz de bunun iyi olmadığını kendilerine söyledik. Çok sohbetli bir yemekten sonra aynı şekilde kolayına seyirle tekrar marinanın yolunu tuttuk. Seyir esnasında ayın doğuşu anlatılamaz güzellikte idi. Neredeyse portakal renginde ve büyüklüğünde olan ay, tam Maltepe üstlerinden doğdu. Kısaca hayatımızda geceyi daha artı hanesine kaydettik.

İyi ki denizdeyiz, iyi ki Talya var.

01 10 2009

İkinci Video Hazır

Bağlanma ve halatlar videosunun ikincisi de hazır. Hemen "Talya Yeniden" konusun altında.
Ya da videoya gitmek için burayı tıklayın.

29 09 2009

Talya yeniden


Talya ile ilgili yazmayalı bayağı zaman oldu. Yazmadık ama bir çok gezi yaptık. Ayrıca ÖTB belgesinin yerine gelen "Bağlanma Kütüğü Ruhsatnamesi" 'nin de işlemlerini bitirdik. Sanırım 10 gün içinde yeni belge elimizde olur. Bu teknelerin bürokratik işleri hiç bitmeyecek anlaşılan.
Gelelim bu süre içinde Talya ile neler yaptığımıza.
Ahşap yekenin üzerindeki vernik artık yok olmaya başlamıştı. Bizim yeke lamine olduğu için bakım gerektiriyor. Masif tik olsa, böyle bir uğraşa gerek kalmazdı. Aslında basit bir iş, kendim yapsam mı acaba dedim, ama sonra boşverdim. Bizim mobilyacı Mustafa beye götürdüm. Sağolsun yaptı, ama iyi olmadı. Şimdi kendim zımparalayıp yeniden yapacağım. Denize çıkmadığım bir haftayı bekliyorum.
İki hafta sonumuzu sevgili Engin ve Arzu ile geçirdik. Birincisinde istikamet Port Sedef. Bastık yelkenleri, kolayına rüzgar ile iki saatte Port Sedef'in önündeki dört tonozdan birine bağlandık. Sedef'e Talya ile ilk gelişim bu. Bayağı hoşuma gitti. Hava güzel, hemen suya daldık. Yüzme molasının ardından Port Sedef'i aradık, bizi alsınlar diye. Ama ne yazık ki o gün düğün varmış, tesis dışarıdan kimseyi almıyor. Ne yapalım başka zamana. Hemen Büyükada Türker'in oraya yöneldik. Tekneyi bağladık ve adaya attık kendimizi. Deniz kenarı bir restoranda yemek içme molası verdik. Fakat berbat bir yerdi. Buzdolabındaki mercanların gözlerinin üstüne küçük balıklar koymuşlar, bayat oldukları farkedilmesin diye. Ama renginden ne olduğu zaten belli. Engin balıktan anlar, onun tavsiyesi ile istavrit ve midye yiyip mekanı terkettik. Sonrasında ver elini marina. Sıfır havada gece seyri. Deniz civa gibi dümdüz. Saat 21:30 gibi bağlandık.

Ertesi hafta yine Engin'ler ile birlikteyiz. Bu sefer istikamet boğaz. Boğaz seyirlerini de çok seviyorum. Etrafı seyrede seyrede vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Marmaray çalışmalarını atladıktan sonra her zamanki gibi çıkışı Rumeli tarafından yaptık. Galatasaray adasının hemen arkasında boş bulduğumuz büyük bir tonoza bağlandık. Aldığımız nevaleleri teknede demlediğimiz çay ile karşımızda Bebek, diğer tarafımızda Galatasaray adası, boğazdan inen çıkan gemiler, tekneler eşliğinde keyifle lüpledik. Bebek' den avara olup daha Kuzey'e tırmanmaya başladık. Yeniköy önlerinde yaklaşık 6 metreye demirimizi funda edip mola verdik. Mola esnasında yüzmek isteyenler, hemen kendilerini boğazın serin sularına bıraktılar. Ardından beş çaylarımızı içtik ve demirimizi alıp yine Kuzeye devam ettik. Konuşma, sohbet derken bir baktık Anadolu Kavağı önlerindeyiz. Eee, Kavağa kadar gelmişken şöyle midye, bira, roka salatası yapmadan durulur mu ? Hemen pruvamızı Kavak sahile verdik. Sahilde gözüme kestirdiğim bir balıkçıya aborda oldum. Taptaze midye ve ızgara çingene palamutları mideye indirdikten sonra tekrar inişe geçtik. Kanlıca önlerinde iken güneş battı. Boğaz'ın ışıl ışıl atmosferi altında, sakin bir gece yolculuğundan sonra saat 23:00 gibi marinadaki yerimize bağlandık. Bu seyirde güneşden korunmak için yelken kullanamadığımızdan bumbanın üzerine bizim üçgen brandayı attık. Balançinayı da kasıp, bumbayı iyice yukarı kaldırınca bizim branda bayağı bimini vazifesi gördü.

Yine hafta içi iki akşamda birisi hanımla, diğeri de bizim film ekibi Mehmet Erem, Erol Şar ve Ömer Kırcal ile Kınalı ada Mimoza restorana uğradık. Bu hafta içi akşam kaçamaklarına bayılıyorum. Sizi gerçek hayattan kopartıp iki-üç saatte olsa adanın düşük tempolu ritmine sokuyor. Bir iki bişeyler de yiyip içince değmeyin keyiflere.

27 09 2009

Video Serisine Devam









Bu seferki konumuz bağlanma elemanları ve halatlar. Yine sevgili Mehmet Erem'in anlatımı ile. Süresi uzun olduğu için iki video olarak çektik. Alttaki birinci, üstteki ikinci video.
Pratik Denizcilik serimiz Sonbaharın gelmesi ile yine hız kazandı. Mümkün olduğunca daha fazlasını da çekip yayınlayacağız.

10 09 2009

Simi'ye Doğru

Geçen yazıda Rodos'dan Simi'ye doğru yola çıktığımızı belirtmiştim. Fakat araya bir durak ekledik ve Serçe limanına uğradık.
Teknemizde Rod Heikell'in pilot kitabı "Turkish Waters Pilot" İngilizce ve Almanca olarak vardı. Ayrıca bana ait olan Sadun Boro'nun "Vira Demir" pilot kitabı da yanımdaydı. Burada bir öneri; bana göre kesinlikle "Vira Demir" daha keyifli ve detaylı. Rod Heikell' de yer almayan bir sürü küçük koyun detaylarını, "Vira Demir'de" bulabilirsiniz. Ayrıca Sadun Boro'nun kitaptaki yazım üslubu da çok daha iyi.
Serçe Liman' ın da bir geceleme sonrasında istikamet Simi. Orada, Turgut Reis'den tekne kiralayan kuzenlerim Cüneyt ve Gökhan ile buluştuk. Simi'nin Doğu tarafında, Güney'den Kuzey'e çıkarken ana liman diye "Pedi" koyuna girdik!! Şimdi diyebilirsiniz ki, "-Kardeşim, önünde harita, chartplotter, gps hiç birşey mi yok ?" Var aslında, tabii ki hepsi var ama oraya girdik işte... Ben bütün kış boyunca Pedi'ye, Google üzerinden analiman diye bakmışım, belki ondandır.
Bu arada teknenin üzerindeki chartplotter, Pedi çıkışında koskoca ada büyüklüğündeki kayayı göstermeyince çok şaşırdım. Bu konuyu aslında e-posta gruplarından birinde okuduğum aklıma geldi. Benim telefondaki Navionics haritadan tekrar kontrol ettim, neyse ki orada gözüküyordu. Ana limana girdiğimizde Simi'nin mimarisinden çok etkilendiğimizi söylemeliyim. Aslında hepimiz bu küçük adayı çok beğendik. Herhalde bundan sonra rotamız üzerinde oldukça bol bol uğrarız.
Limana girdiğimizde Cüneyt'ler bizi bekliyorlardı. Onlarda bir saat evvel gelmişler. Hemen iki tekne yanlarındaki boşluğa kıçtan kara girdik. Liman bayağı derin. Aşağı yukarı 16-17 metreye demirimizi funda ettik.
Simideki güzel hatıralardan biri motorsiklet kiralamak oldu. 15 Avro'ya bir günlük 50cc lik, iki motor kiraladık Engin ile. 50cc lik dedik hemen, ucuz olsun diye. Sonra 4x4 atv nin de 19 Avro olduğunu duyunca hemen ellilikleri değiştirmek istedik ama artık geçmişti. Motorlar bayağı işimize yaradı. Rodos'da yediğimiz kazık yüzünden kendi işlemlerimizi kendimiz yapmaya karar verdik ya, eğer motorlar olmasaydı bayağı sıkıntı çekecektik. Zira liman başkanlığı ile polis arası bayağı mesafe. Bizim 3 defa aynı yolu git-gel yaptığımız düşünülürse, kesinlikle motorsuz olmazdı.
Giriş çıkış işlemlerinde transitlog onayı yapan liman başkanlığı gayet problemsiz idi. Ama pasaport polisi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bir kere denizde yakalanmış bir tekne dolusu mültecinin kapının önüne atılmış olması, hepsinin siz gelip geçerken içli bir şekilde size direkt bakıyor olması, öncelikle bir insan olarak sizi eziyor. Üstümüzde şortlar gömlekler, iyi bir hayat yaşıyorken, onların da aynı hayaller ile başlarına neler geleceğini bilmeden oraya atılmış olmaları gerçekten çok adaletsiz.
Namussuz polis de, Engin ile pasaportları çıkış için götürdüğümüzde,"-Bunlar Türk pasaportu. Pasaport sahiplerini burada göreceğim. Ya da acenteye verin onlar yapsın" dedi. Engin hemen "-Hee, veririz acenteye, sen bekle" gibisinden söylendi. Bıyık altından güldüm. Hemen motorlara atlayıp familyayı polise getirdik. İçeri girdiğimizde "- Bu ne? Dışarı çıkın, dışarıda bekleyin" tepkisi aldık. Yahu birader, sen demedin mi getirin diye, getirdik işte. "- Sadece kaptan burda kalsın, diğerleri gitsin." dediğinde, allahtan sabırlı bir insan olduğumu düşündüm.
Simi' de gerçekten güzel vakit geçirdik. Cüneyt' lere bir denizci "-Symi'ye giderseniz, Mythos' da yiyin, fiks fiyata, siz dur diyene kadar getiriyorlar." demiş. Biz de orayı denedik. Gerçekten iyi idi. Hele bu teras restoranda manzara, nefis. Fiyat konusunda çok yorum yapamayacağım. Biz, yanlış hatırlamıyorsam adam başı 35-40 avro arası birşey ödedik.
Bu arada motorlar ile adayı dolaşırken, iki kişi dik yokuşlara geldiğimizde, hanımı indirip motoru tepeye kadar çıkartıp, hanımı yukarı yürütmek ayrı bir vak'a idi. Bundan sonra en az 150 cc lik motor kiralanacak.
Buradan sonra Türk kıyılarına geçip 12 gün kadar dolaşıp seyahati sonlandırdık. Türk koyları ile ilgili detaylara çok girmiyorum. Zaten bolca yazılıp çiziliyor bizim koylar hakkında.
Unutmadan tüm gezi boyunca arkadan çektiğimiz oltaya bir kısmet gelmedi. Ama koylara girdikten sonra, botla çıkıp etrafı tarama seferlerimizde, büyükçe bir melanur ve orta boy bir baraküdayı da yakalayıp teknede fırına attık.

04 09 2009

Hisarönü 2009



Uzun zamandır video yapamıyordum. Aslında görsel malzememnin çokluğu konunun zihinlerde şekillenmesine çok yardımcı oluyor. Hisaönü gezimizin videosu yayında.
Daha büyük ve kaliteli versiyonu için burayı tıklayın.