02 05 2012

Haftasonu Göcek

Göbün'ün (Kapıkoyu) açık denize bakan tarafı

Mayıs ayı içindeki programlanmış kısa hafta sonu gezilerimizin ilkini gerçekleştirdik. Çelebiöven ailesi bize bu gezide  eşlik etti. Sevgili Kerim, Buket ve Utku. Toplam altı kişi olarak Fethiye Ece Marina'dan koltuk halatlarımızı çözdük. Öncesinde yapılanlar hakkında bilgi vereyim biraz. Benim dıştan takmaya kış bakımı yapmamıştım. O yüzden çalışır mı çalışmaz mı diye tedirginliğim vardı. Hakikaten de çalışmadı. Hemen bizim marinadaki arkadaşlardan küçük bir yardım ve onbeş dakikada motoru saat gibi çalışır teslim aldım. Bu arada D2-55 makinemiz da yakıt filtre değişimi sırasında bayağı bir hava yapmış. Onun da havasını almak yaklaşık onbeş dakika sürdü. Gözle yapılan kontrolde teknenin altının bayağı kirli olduğu gözlendi. "Sanırım bu halde seyir hızımızda bayağı düşüş olacak"  diye düşündüm. Gerçekten de öyle oldu. Motor hızımızda yaklaşık bir-bir buçuk knot kadar yavaşlama söz konusu. Seyahat dönüşü 43Lt yakıt aldık. Tam olarak tutmamakla birlikte, yaklaşık 7 saat motor çalıştırdığımızı sanıyorum. Harcamamız bana biraz fazla geldi. Ortalama saatte 6Lt. Tabi ben alışmışım diğer Talya'nın 14bg motoruna, ortalama saatte 1,8Lt harcamasına. Ama onu unutmak lazım artık.
Serpinti körüğünün saydam naylonları çok matlaştığı ve önümüz gözükmediği için değiştirtmiştim. Değişimi ben yokken Celil usta yapmıştı. Çok da iyi olmuş. Gayet temiz işçilik. Başka yerden aldığım fiyatların yaklaşık yüzde elli ucuzuna yaptı.
Neyse alışveriş, içecek ve yiyeceklerin yerleşimi, son kontrollerin yapılması ve çıkışımız saat 14:30'u buldu. Hemen Fethiye körfezine yol verdik. Yaklaşık iki buçuk saatlik yelken ve motor yelken seyirden sonra Göbün'e vardık. Göbün her zamanki gibi. Hatta erken sezon itibarı ile daha da iyi. Servis güzel, yemekler çok iyi, fiyat fena değil. Göbün'deki bir değişiklik, eskiden retaurant tarafına değilde, kuzeybatı tarafa tekneler baştan kara yapıyorlardı. Orada deniz seviyesi sığlaştığından dümen palasının dibe çarpması söz konusuydu. Baştan kara olmuş tekneye inmek, binmek bayağı sıkıntılı oluyordu. Şimdi iskeleyi yaklaşık iki metre ileri çıkartmışlar. Dolayısı ile derinlik kurtarıyor, kolaylıkla kıçtan kara olunabiliyor. İnmek binmek dert değil.
Artık yavaş yavaş bizim ufaklığı bot ve motora alıştırıyorum. Bağlanma operasyonlarını ona devretmek amacım. Utku ile beraber bu gezide bayağı botla dolaştılar, çok iyi antrenman oldu.

Bizim Utku'nun başına bu seyirde iki ufak kaza geldi. O konudaki görüşlerimi de yeri gelmişken aktarayım.
Birincisi, biz restaurantın hemen yanına kıçtan kara olmuştuk. Yaklaşık bir saat sonra büyükçe bir motor yat gelip hemen yanımıza kıçtan kara oldu. Muhtemelen iskelenin anelelerine güvenmediği için karadaki ve oldukça arka taraftaki babalara kıç koltuk halatlarından birini bağladı. Fakat öyle ki, bu halat tam dikine restaurantı ortadan böldü. Siyah renkli olduğu için de, akşam karanlığında kolay gözükmeyecek diye düşündüm ben. Yani birisinin yürürken takılıp düşmesi çok kuvvetle muhtemel, tam tuzak. Daha on dakika geçmedi ki bizim Utku koşarak tekneye gelirken bu halata takıldı ve fena halde düştü. Dizi de oldukça sıyrıldı. Hemen teknede pansumanını falan yaptık. Sonra çıkıp motor yatın kaptanına durumu anlattım, eğer halatı kaldırmaz ise muhtemelen birkaç kişinin daha kazaya uğrayacağını söyledim. Kaptan da hiç ikiletmeden hemen koltuk halatının yerini değiştirdi ve özür diledi. Yerden onbeş yirmi santim yukarıda duran gergin halatlar başlı başına tehlike kaynağı, bunlara özellikle dikkat edilmesi...
İkinci bir olay da yine Utku'nun başına geldi. Malum yelkenli teknelere mümkün olduğunca cam malzeme koymamak lazım. Ben bunu hanıma defalarca anlattım. Fakat bazen estetik kaygıların ağır basmasından falan laf dinletmek zor oluyor. Kırılan bir cam bardağın, kuzinenin kenarında sallanan bir naylon çöp poşetine atılması neticesinde, Utku buradan geçerken bacağını naylon poşete sürtünce olan oluyor. Çocukcağızın bacağından bir miktar deri, cam marifeti ile sıyrılıyor. Hemen pansuman, antiseptik ve bacağı daha fazla kanamasın diye sarıyoruz. Aslında her iki durum da ucuz atlatıldı. Daha ciddi sonuçları da olabilirdi. Hanıma hemen sert tarafından bir nutuk çekip, teknede camın neden olmayacağı bir kere daha hatırlatıldı. Bir musibet bin nasihatten iyidir !
Sonraki iki günümüz olaysız ve sakin geçti. Bir gece Küçük Sarsala'da Ramazan'ın pidelerinin tadına bakarak, diğer gece de Bedri Rahmi'de yıldızları seyrederek bu kısa tatili tükettik. Şimdi ayın 11' indeki diğer   tatili iple çekiyoruz.

29 03 2012

Yeni Sezon (devam)

Faruk Savcı ile marinaya gelir gelmez, eşyaları tekneye bırakmadan, Faruk'un tanıdığı Murat'ın, marina karşısındaki pastahanesine uğradık. Yaklaşık 01:30 a kadar çok tatlı bir muhabbetten sonra teknelerimize yatmaya yollandık. Ertesi gün akşam uçağı ile Tuncer ve Salim gelecekler. Onları beklerken benim kafamda halledilmeyi bekleyen işler var. İşlerin bir sıralamasını yapıp çalışmaya koyuldum. Rıza ustadan motor bakımı için önemli parçaları kargo ile yollamasını rica etmiştim. Sabah ön bürodan malzemelerin geldiğini haber verdiler. Yağ filtresi, mazot filtresi ve impeller geldi. Ayrıca Fethiye sanayiden de 14litre 15/40 yağ ve yakıt ön filtre elemanı ve bir adet de yağ filtre anahtarı tarafımdan temin edildi. D255 makinenin yağ hacmi oldukça fazla. Yaklaşık 10,5 Litre makineye, 2 litrede saildrive şanzımana koyuluyor. Şanzımanda ve motorda kullanılan yağ aynı.
Fethiye sanayi oldukça kapsamlı. Şehirde yatçılık da olduğu için ne ararsanız sanayide bulabilmek mümkün. Deniz malzemeleri satan, yelken tamiratı yapan dükkanlarda marina çevresinde çokça var. Ayrıca marina çevresindeki marketlerin hemen hepsi teknelere servis yapıyorlar. Benim gözlemim esnaf çok dost canlısı ve sıcak. Ben Fethiye'de kendimi bu bakımdan çok iyi hissettim. Zaten genellikle biz bu tip yerlerde alışverişleri yerel dükkanlardan yapmaya çalışıyoruz. Uluslararası büyük zincirlerden uzak duruyoruz.
Öğleye doğru Faruk ile teknenin bordalarına ve kıçına TALYA yazısını "törenle" yapıştırdık. Yapılacak ve bakılacak başka işler de var. Mesela yağ değişimi. Fakat bendeki el pompası küçük 10,5Lt yağı makineden çekmek bir hayli zaman alacak. Diğer işlere de şöyle bir baktım. Hepsi için ne yapılacağını gayet iyi biliyorum ama yapmaya niyet yok. Daha fazla kasmadan "ben bu işi birine ihale edeyim" dedim. Marinada konuştuğum bir usta ile makul bir fiyata anlaşıp, malzemesi tarafımdan alınmış işlerin değişimini ona yaptırdım.
Fethiye Ece Marina için duyduğum en negatif şeylerden birisi suyun fazla kekamoz yapması. Tekne uzun süre hareketsiz kalınca bu canlılar teknenin altına yapışıyorlar. Tekne sürati de önemli ölçüde düşüyor. Sudaki bu oluşumun en önemli sebeplerinden bir tanesi Fethiye limanına dökülen yaklaşık yedi tane azmak. Bu tatlı su ile taşınan yaşam teknelere fayda sağlamıyor.Yaklaşık üç buçuk ay hareket etmemiş bir tekne için su yüzünden gördüklerim, İstanbul Fenerbahçe marinada gördüklerimden daha kötü değildi. Yani bana göre korkulacak çok bir şey yok. Ama asıl durumu teknenin altına dalınca göreceğiz.
 Bu arada Salim ve Tuncer'de İstanbul'dan geldiler. Hemen tekneye yerleşildi. Yerleşir yerleşmez de istikamet balık pazarı. Balık pazarının methini kuzen Cüneyt yapmıştı. Dedikleri doğruymuş. Ortada yuvarlak bir yapı, bu yuvarlak yapı içinde balıkçılar, envai çeşit balıklar sergide. Yapının etrafında da balık lokantaları. Ortada dönüyorsunuz, pazarlık yapıp bir balık seçiyorsunuz.. Sonra "Biz şu lokantadayız, oraya bırakın" diyorsunuz. Lokantada sadece içecekler, ve mezeler var. Balıklar pazardan. Sadece 6TL kişi başı pişirme ücreti alıyorlar. Biz Recep's Place'i çok beğendik. İlgi, ikram, servis ve yiyecekler nefis. Hesap gayet makul.
Ertesi gün Özsüt'de sabah kahvaltısı yine harika. Deniz kenarında bitleniyoruz, limonata gibi bir hava. Ağır kıştan sonra çok iyi geldi.
Gevşek hareketler ile uzun bir sabah kahvaltısının ardından koltuk halatları fora edilip denize çıkıldı. Talya üçbuçuk aylık miskinliğini üzerinden atıp yelkenlerini doldurdu. Yaklaşık üç saat kadar çok keyifli bir yelken seyrinden sonra marinaya dönülüp mazot alındı. Malum depoyu hep dolu tutmak lazım.
Ertesi gün yine Özsüt kahvaltısı ardından, öğle yemeği için envai çeşit lokantanın mevcut olduğu keşfedildi. Hakikaten Fethiye aç kalınacak bir yer değil. Benim bu bakımdan da çok hoşuma gitti. Akşam yine Recebin yeri ziyaret edildi.
Harika bir üç günün ardından tekrar memleketimiz İstanbul'a intikal ettik. Nedense son zamanlarda İstanbul gözüme çok sevimli gözükmüyor. Fazla içli dışlı olduk, ondan olsa gerek.

28 03 2012

Yeni Sezon

Felaket kasvetli bir kış mevsiminden sonra nihayet güneş yüzünü biraz gösterdi. Biz de hemen Fethiye'ye ilk ziyaretimizi gerçekleştirdik. Tabii bu uzun arada blog boş kaldı. Bundan sonra açığı kapatacağız artık.
İlk ziyaretimiz biraz olaylı gibi oldu ama yine de anlatayım. Malum bu ziyaretleri önceden planlıyoruz, biletler falan önceden alınıyor. Ben de Mart ayının dördüncü Cuma'sı için gidiş biletimi almışım. Öğleden sonra, Sabiha Gökçen havaalanına büyük bir keyifle geldim. Yüküm yaklaşık 30 kilo. Bunun 9 kilo kadarı sırt çantamda. İçinde tekne ile ilgili kitaplar ve pilot kitapları var. Bavulda da yaklaşık 21 kilo kadar tekneye götürülmesi gereken malzeme var. Pegasus'un kişi başı limiti 15kilo. Hay allah dedim kendi kendime, şimdi buradan sıkıntı çıkar, ne yapalım sıkıntı çıkarsa öderiz. Biniş kartı için bankonun önüne geldim. Bavulu banta bırakınca göz ucu ile kilosuna baktım, 22kg. Bankodaki kıza kimliğimi vermeden zaman kazanmak için adımı soyadımı söyledim. Bu arada kimliğimi çıkartmaya çalışıyorum. Göz ucu ile de kıza bakıyorum, kiloyu fark etti mi diye. Baktım kızın yüzü hafif ekşidi. Allah, Allah ne oluyor acaba ? Sonra diyaloğumuz şu şekilde devam etti:

- Beyefendi, rezervasyon kodunuz var mı acaba ?
-Evet tabii, vereyim hemen, xxx xx.

Baktım kızın yüzü daha da ekşidi. Ne oluyor yahu ?

- Beyefendi, sizin uçuşunuz ayın 22' si imiş !
- Evet, bugün ayın 22 si değil mi ?
-Beyefendi bugün ayın 23' ü !

Ulen bu nasıl iş, dün müydü benim uçak ? Elimdeki bilgisayar çıktısına bakınca 22 Mart Perşembe yazısını gördüm.

- Ehm, eyvah galiba bir yanlışlık olmuş, ne yapabilirim şimdi ?
-Sanırım yeniden bilet alacaksınız.
-İade falan ?
-Bilemiyorum isterseniz bilet satış gişesine bir sorun.
-Peki, teşekkür ederim.

Sonrasında gişeye gidildi, biletin ilk alınış fiyatının yaklaşık üç katına bir daha bilet alındı. Tekrar aynı kızın önüne gelindi:

-Aa, ne oldu halletiniz mi ?
-Evet, evet hallettim.
-İndirim falan yaptılar mı ?
-Yok yapmadılar, eğer aynı günkü uçağı kaçırsa imişim yaparlarmış. Ama bir gün öncesi için bir şey yapmıyorlarmış.
-Hay Allah üzüldüm.
-Sağ olun.

Kızcağız 22 kiloya falan bakmadı sağ olsun. Neyse allahtan uçakta yer vardı da hevesimiz kursağımızda kalmadı.
Güzel bir uçuştan sonra akşam saatlerinde Dalaman'a indik. Bavulumu aldım. tam çıkacağım, tanıdık bir sima, "Taner bey?" , bizim GezginKorsanlar'dan Faruk Savcı. Meğer onunda Ece marina da imiş teknesi. Neyse, beraber Havaş Fethiye otobüsümüze bindik. 50 dakika sonra Fethiye'deyiz.

Devam edecek...

27 12 2011

Talya'nın Yeni Mekanı

Geçen hafta Çarşamba günü teknenin Amerika'dan beklediğim evrakları mail ile bana ulaştı. Hemen sigorta ve transitlog işlemlerini başlattım. Malum, yılbaşı gelmeden teknenin marinasını değiştirmek lazım. Bulunduğu D-Marin Göcek son derece pahalı bir marina. Planım Marmaris Yat-Marin'e gitmek. Teknenin sigorta işini her zamanki gibi Hakan ile hallettik. Transitlog hakkında fazla bir bilgim yok. İlk defa yaptıracağım. Çeşitli bilgiyi etraftan toparladıktan sonra tekneyi teslim aldığım Ecker-Yachting Volkan bey'den bu konuda yardımcı olmasını rica ettim. Özellikle de "makul bir fiyatla" vurgusunu yaptım. Volkan bey bana, İlhay bey adında kendi işlerini de yaptırdığı bir arkadaşı önerdi. Yapılacak iş teknenin Türk sularında resmi olarak dolaşabilmesi için bir transitlog çıkartmak. Göcek'e gitmeden telefonla arayıp işin ne kadar tutacağını bir sorayım dedim. Tahmin edileceği üzere bir cevap alamadım. Zaten cevap alamayınca bu işin tuzlu bir yere doğru gittiği belli oldu. Ertesi gün İlhay beyden haber geldi trasitlog hazır diye. Tekrar fiyat sordum. Aldığım cevap: "buraya gelin konuşuruz" oldu. Zaten bunu duyduktan sonra kesin olarak işin pahalıya patlayacağını anladım.
Cumartesi günü sabah 6:30 için Pegasus dan Dalaman biletlerimizi aldık. Kardeşim Alper'de benimle geliyor. Cumartesi sabahı 4:00 gibi uyandık ve hemen yola koyulduk. Saat 8:30 da Göcek D-Marin de Talya'nın başında yol için gerekli hazırlıkları yapıyorduk.Bu arada İlhay beyle yaptığımız görüşmede bana göre ödememiz gereken rakamın üç katından fazla bir rakamla karşılaşınca müthiş sinirlendim. Kabahat bende aslında, tanımadığın adamla niye böyle işlere giriyorsun. Göcek'de veya başka yerlerde aracılarla yapılan işler için bir uyarı olsun bu. Ufak alışveriş ve bazı şeyleri yoluna koyduktan sonra 10:30 gibi koltuk halatlarımızı çözdük. İstikamet Marmaris. Yaklaşık 8 saatlik yol. Hava güneşli ama oldukça soğuk. Poseidon da Fethiye körfezini çıkınca tam kafadan gelecek sert rüzgar işaret ediyor. Neyse, biz yine de bir şansımızı deneyelim dedik. Peksimet adası ve Kurtoğlu burnu arasını döndükten sonra, sert denizler ve sert rüzgar tam kafadan gelmeye başladı. Bir süre inat ettik. Yaklaşık bir saat kadar. Fakat baktık ki hava üstüne koyuyor, bizim Marmaris'e varmamız akşam karanlığa kalacak, zaten sabah dört den beri uykusuzuz, boşver dedik. Cebimizde B planımız var tabii. Rotayı Fethiye, Ece Saray marinaya çevirdik. Yaklaşık 3 saat sonra marina botu bize yerimizi gösteriyordu. Ecesaray gayet güzel bir marina. Tam Fethiye'nin ortasında. Çok merkezi bir yerde. Göcek'e çok yakın olması, çevresinde güzel koylar bulunması, Kekova, Kaş Kalkan'a olan yakınlığı, uygun fiyatı artı noktaları. Eksi tarafları ise, Fethiye limanına dökülen tatlı sular sebebiyle çok kekamoz yapması ve bir çekek yerinin bulunmaması. Ön büroya 6 ay için sözleşme yapmaya girdik. Fakat 6 ay ve bir yıl arasında öyle az fark vardı ki, değmez diyip bir yıllık sözleşmemizi yaptık.
Şimdi buradayız artık, bakalım ilerisi neler getirecek.

14 11 2011

Zaman Geldi ve Geçti



Zaman su gibi akıyor valla. Daha dün gibi: "-Yahu şu bayram gelir mi acaba?" diyorduk. Geldi de geçti bile. Tam beş gün muhteşem bir havada, Göcek'de alışmaya çalıştık yeni hanımefendiye. O da bizi olanca misafirperverliği ile ağırladı. Çok memnun kaldık birbirimizden.
Sabah erken Dalaman uçuşumuz için kalktık. Uçak 6:30 da. Herşey proglamlandığı gibi gidince, saat 8:00 gibi Göcek transferi için arabamıza binmiştik. Bu 5 günlük seyahati site komşularımız olan King ailesi ile yapıyoruz. Onlarında SIRENA adında Oceanis43 bir yelkenli tekneleri var. Tam teknemizin bulunduğu, eski Port Göcek, yeni D Marine'e girerken Selahattin'den telefon geldi. Uçağı kaçırmışlar. Bir sonraki uçakla gelecekler. Bu durumda Cumartesi'yi marinada seyir yapmadan geçirmeye karar verdik. Neyse, saat 15:00 uçağına yer bulan Selahattin'ler saat 18:00 gibi marinada oldular. Bu arada biz, onlar gelene kadar alışveriş işini tamamladık. Güzel bir akşam yemeğinden sonra uykuya daldık. Hava sabahları 23-25 derece arasında değişiyordu. Gece ise bayağı serin. Yani iki mevsimi bir arada yaşıyoruz desem yeridir.
Toplam üç geceyi sırası ile Hamam, Göbün ve Taşyaka'da geçirdik. Buraların detaylarını yazmıyorum artık. Defalarca yazıldı çizildi çünkü. Fakat ilk olarak Kasım ayında geldiğim Göcek'i mevsim olarak çok beğendim. Çok ideal rüzgar şartları, sessiz sakin koylar beni gerçekten cezbetti. Bu arada Fethiye koyunda bayağı yüksek katılımlı yarışlara da denk geldik. Ee, tekneyi deniyoruz, performansını görmemiz lazım. Bunun içinde en iyi metod kıyaslama. Biz de öyle yaptık ve hariçden gazel okuyarak katıldık yarışa. Bayağı arkadan başladık fakat 40 dakika içinde bir çok tekneyi arkada bırakmıştık bile. Teknenin yelken performansı beni fazlası ile memnun etti. Motor seyrinde ise 1000-1300 devirler arasında, parmağın ıslak şarap kadehine sürüldüğünde çıkan ses gibi bir ses oluyor. Ve volümü bayağı yüksek. Bunun sonradan "singing propeller" olduğunu anladık. Zararsız bir şey. Tekne karaya alındığında küçük bir operasyonla çözülüyor. Konu ile ilgili bilgi almak isteyenler buraya bakabilirler. Ayrıca GezginKorsanda burada, burada ve burada konu ile ilgili yazışmalar olmuştu.
Gelelim teknenin konforuna. Alabanda mutfak, 2 tuvalet, geniş salon, 3 kamara hepsi bizim için ideal. Tam konuşup hanımla aradığımız özellikler. 41feet de biz büyüklükte ve yanında misafir ile gezenler için çok iyi bir seçim. Ayrıca EckerYachting'in tekneye çok iyi baktığını da söylemem lazım. Hanım tutturmuştu "-tekneye şunu alayım, bunu alayım" diye. "-Yahu herşey var teknede bir şeye gerek yok" diyordum ama tekneyi görene kadar ikna edememiştim. Kendisi de görünce bana hak verdi. Ayrıca tekne teknik donanım olarak oldukça dolu. Benim de bu sayede çok masraf etmeme gerek kalmayacak.
Böylece bu maceranın sonuna yaklaşıyoruz. Şimdi teknenin ödemesi tamamlanacak, bayrak değişecek ve Marmaris Yat Marin'e bağlanacak. Bundan sonrası ise yaptığımız gezileri yazmak olacak inşallah.

24 10 2011

Zaman Yaklaşıyor

TALYA ile buluşma vaktimiz hızla yaklaşıyor. Önümüzdeki bayramda Göcek'de olacağız. Tekne son charter seferini bizimle yapacak. Sahibi ile yaptığımız anlaşmaya göre, bayram haftasında tekneyi bir hafta charter için teslim alıyoruz. Yelken, arma, motor, sıhhi tesisat ne varsa hepsini bu bir hafta içinde deniyoruz hatta zorluyoruz. Eğer önceden görmediğimiz bir terslik varsa, yaptığımız anlaşmaya göre kaporomuzu geri alma hakkımız var. Eğer her şey yolunda ise tekneyi teslim eder etmez işlemlere başlayıp en kısa sürede tamamlamaya çalışacağız. Umarım bayram haftası hava güzel olur da, şöyle doya doya yelken yaparız artık yeni kızımızla. Sabırsızlıkla 5 Kasım'ı bekliyoruz...

27 09 2011

Norveç' de bir Bavaria 41


Bavaria 41 Norveç'de. Tekneyi tanımak bakımından...

Videoyu izlerken lütfen ihtiyarların mutluluğuna, coğrafyanın güzelliğine, yelken yapmanın insana verdiği hazza, yakaladıkları balıkları yiyişlerine ve tabii ki tekneye dikkat ediniz ;)

19 09 2011

Yeni TALYA


Yeni teknemizi almamıza çok az bir zaman kaldı. Fakat işin garip tarafı, ilk TALYA'yı alırken duyduğum yoğunluktaki heyecanı bunda duyamadım. İnsanoğlu böyle galiba, her şeye alışıyor. Büyük heyecanlar duyuran her şey zamanla rutine oturunca o coşkusunu kaybediyor. Biz de o coşkuları yeni marinamızda, yeni rotalarımızda ve yeni heyecanlarda arayacağız. Teknenin alış hikayesini yazmadan önce görsellerine bir göz atalım:


TALYA'nın albümü:
Yeni TALYA

21 07 2011

Ayrılık Vakti

Başlık biraz hüzünlü mü oldu acaba? Evet belki, ama zaten kaçınılmaz olarak yapacaktık bunu. Madem bu işi seviyorsun, keyif alıyorsun, bir zaman gelince bunu yapıyorsun. Evet, bu yaz için yaptığımız tüm planları, her şeyi iptal ettik. Neden, çünkü ayrılık vaktimiz geldi. TALYA' mıza bizim baktığımız gibi bakacak, yelkeni sevecek, seyir yapacak, ihtiyaçlarını giderecek, uzun yol yapacak bir deniz sevdalısına devretme zamanı geldi. Ne yapıyorsun kardeşim, kız mı veriyorsun tekne mi satıyorsun denilebilir ama bunu anlamak için tekne sahibi olmak lazım. Hele yaklaşık 5 sene geçirmiş iseniz, ilk deniz tecrübelerinizi onunla yaşamış iseniz kız vermekten farkı yok.

Kısaca hikaye şöyle:

Burada da daha önce yazdığım gibi uzun yol planlarımız bu sene zirve yaptı. Talya'yı 4 arkadaş Cunda'ya getirdik. Evin önüne attığımız tonoza bağladık. Benim aklımda ufak ufak gelecek ile ilgili planlar var. Acaba tekneyi büyütme zamanı geldi mi ? Büyütürsek ne alacağız ? Nereye koyacağız falan filan. Sonunda bir cesaret ile, satalım şunu kervan yolda düzülür, hepsi hallolur, dedim kendi kendime. Sahibinden.com'a ilanı verdim. Bir de Gezgin Korsanlar'ın forumunda ilanı verdiğimi duyurdum. Hemen bir kaç telefon geldi. Fiyat sormalar, yeri ile mi demeler, indirim yok mu talepleri falan. Hep bildiğimiz satış muahbbetleri. Sonra sevgili Kamil Kurdoğlu aradı. Teknenin Cunda'da olduğunu, benim de hafta sonu orada olacağımı duyunca, tekneyi görmek için Cunda'da buluşmak üzere sözleştik. Hafta sonu Kamil bey ve eşi Emine hanım ile birlikte Cunda'da buluştuk. Evde sohbet faslımızdan sonra bota atlayıp tonozda duran Talya'ya ulaştık. Hava çok tatlı ve keyifli bir rüzgar var. Tonozumuzu bırakıp Talya ile son seferimize çıktık. Cunda'nın kanalından yavaşça süzülüp dışarıya ulaştık. Yelkenler hemen fora. Teknenin altı da temiz olduğundan nefis bir seyir. Önce Çıplak ada, sonra bir kavança ve rota Ortunç. Yaklaşık 2 saatlik bir seyirden sonra Ortunç önlerine demir attık. Son konuşmalar, son rötuşlar da orada yapıldı ve el sıkıştık. Geri dönüşümüz artık tonoza değil, Ayvalık marina'ya. Ayrılış bayağı buruk oldu. Sanki bir sevgiliye veda eder gibi. Hayat da böyle değil mi, her başlayan şey bir gün muhakkak bitiyor...

Neyse, bu faslı çok uzatmıyorum, artık önümüze bakalım. Yeni TALYA'mızı bulduk, hatta kaporosunu bile verdik. Bayram'dan sonra tüm detayları ile burada olacak.

01 06 2011

Bozcaada - Cunda

Bozcaadaya girişimiz. Mehmet Erem'in kamerasından

Harika bir yelken seyri ile geldiğimiz Bozcaada beni nedense hep heyecanlandırmıştır. Cunda'yı ne kadar seviyorsam Bozcaada'yı da o kadar severim. Çanakkale boğazından çıktığımız anda Bozcaada'ya varıyor olmak müthiş bir duygu yaratır bende. Herhalde Ege'nin büyüsü bu. Neyse, yelkenleri topladık, demiri fundaya alesta ettik ve limana girişe başladık. Ama bu sefer bir farklılık var. Çok sevgili dostum Mehmet Erem karşılayacak bizi adada. Bu isim tanıdık mı geldi ? Tabii, tanıdık olması çok normal, yan taraftaki videolarımızın yıldızıdır kendisi. Gerçekten Mehmet'i çok severim, hele o kadar uzun yoldan sonra bir dostun koltuk halatlarınızı alması anlatılır keyif değildir. Limana baktık, normalde her zaman demir atıp gireriz Bozcaada'ya. Bu sefer tonoz aldık. Yerimiz de tam Lapin teknesinin yanı. Deniz Giray'ın transferini yaptığı tekne. Onlar bizden önce varmışlar. Koltuk halatlarımızı Mehmet'e uzattık ve yerimize bağlandık. İstikamet doğru karşıdaki kafe. Soğuk içecekler, koyu sohbet, ooh var mı Ege'de olmak gibisi. Bu arada, elektrik lazım mı diyen görevlilere "-Evet" cevabı vermek çok hoşuma gidiyor. Malum buzdolabımız var ya artık...
İlerleyen saatlerde plan programımızı yaptık. Salim ve Hakan bir pansiyona geçtiler. Biz Tuncer ile teknede kaldık. Akşam yemeği klasik Lodos'da yenildi. Yine her zamanki gibi hesap biraz tuzlu ama yemekler nefis. Akşam muhabbetimizden sonra saat 06:00 da teknede buluşmak üzere Salim ve Tuncer'den ayrıldık. Tam kalenin önünde bir baktık kocaman bir düğün. Tüm ada eşrafı orada. Aklıma, Eyvah, eyvah filmi geldi. Sanırsınız filmin içindeyiz. Tabii yorgun olduğumuz için, hiç düğünün patırtısını duymadan bebek gibi uyumuşuz.
Sabah saat tam 06:00 da ekip geldi. Hemen halatlar fora edildi, tonoz bırakıldı, Deniz Giray ile vedalaşıldı ve vira bismillah...Arkasından yine bir nefis kahvaltı. İşte aşağıdaki gibi:

Nefis kahvaltımız

Hava normal halinde. Cenova ve motor marifeti ile yola devam. Ortalama hızımız yine 6kts. Bu sefer daha kısa bir seyir olacak. Yaklaşık 10 saat. Yolda Midilli'nin Skamina burnunu döndüğümüzde bir deniz molası verdik. Herkes gevşedi.

Ekip suda

Ardından Ayvalık adaları arasından Cunda'ya giriş. Zaten Balıkçı barınağında Güner abi bizi bekliyor. Güner abi aksi gibi durur ama yüreği iyidir. Yine tonozumuzu aldık. Koltuk halatlarımızı Güner abiye verdik. TALYA'mızı emniyet aldık.
Ben daha bir hafta buradayım ama Ekip dönüyor. Bizim evde güzel bir akşam çayı ardından ekibi Edremit havaalanından Bora jet ile İstanbul'a yolcu ettik.
Şimdi burada daha yapılacak işlerimiz var. Bir kere TALYA'yı evin önüne getirip bağlayacağız. Bunun için bir tonoz yapmamız lazım. Hemen adada araştırmalara başladık. Uçarı Deniz Market'in sahibi Hüsnü abi eski bir kaptan. Bekir Coşkun'un Pako'su nun tonozunu da o yapmış. Biraz sorduk soruşturduk, Hüsnü abi sonunda Cunda'lı dalgıç ve balıkçı Bekir ile tanıştırdı beni. Bir gün önce Bekir'in bir oğlu olmuş. Gözlerinin içi gülüyor. Hemen iki adet 25'er kiloluk tonoz demirlerini gösterdi bana. Artı 15 metre kadar da kalibre olmayan koca bir zincir. İkinci demir için 20kg kadar 10 luk zinciride Hüsnü abiden aldık. Bekir in teknesi ve Talya ile gidip tonozları attık. V şeklinde poyraza karşı konumlandırdık demirleri. Ardından Talya kuvetli bir tornistan ile karaman vurdu tonoz demirlerine. Bir süre sürüklenen demirler sonra tuttu ve oturdu yerine. Şamandıramızı bağladık, ardından Talya'yı tonozuna bağladık. Kıçtan da küçük bir demir biraktık ki ters rüzgarda tekne demirlerin etrafında dolanmasın ve tonozu sökmesin. Küçük botumuzu şişirdik ve oradan evimizin yolunu tuttuk.
Çarşamba günü hanım ve bizim ufaklık geldiler. Tabii ben de onlar geliyor diye tekneyi pırıl pırıl yaptım. Hanımın özel siparişleri olan bimini, buzdolabı ve minderler görücüye çıkacak. Öncesinde Ayvalık marinaya uğrayıp mazot takviyesi yaptım. Ben daha çok alacağımı beklerken 16lt mazot aldık. Sanırım servis yapan hanımın bu miktar pek hoşuna gitmedi. Birşey demedi ama yüz ifadesinden ben anladım. Tonozuma geri dönmeden ayvalık liman içinde bastım yelkenleri. Rüzgar harika esiyor, oradan buraya, şuradan karşıya yaklaşık bir buçuk saat yelkenin tadını çıkardım. Yelken için bu kadar müsait bir coğrafyada, bir elin parmakları kadar tekne görmek çok şaşırtıcı doğrusu.
Ertesi gün, eşim, Erdinç abi ve Nural abla ile hazırlıklarımızı yapıp, Çıplak adaya verdik teknemizin pruvasını. Kanalda yelkenleri bastık ve Çıplak adada fenerin arkasındaki koya kadar seyir yaptık. Sonra iyice kıyıya yaklaşıp üç metreye funda ettik demirimizi. Eşim hemen kuzineye dalıp tüm hünerlerini gösterdi ve soframız donandı.

Erdinç abi ve Nural abla

Burada epeyi bir keyiften sonra pruvamızı Ortunç'a çevirdik. Akşam kahveleri de orada içildi. Sonrasında saat 20:00 gibi evimizin önünde tonoza bağlanıp, kıyıya intikal ettik.

Haa, bu arada hanım bizim minder, bimini ve buzdolabı kombinasyonuna bayıldı.