03 11 2009
26 10 2009
Yine Haftasonu Seyri
Hafta sonunda çok tatlı bir hava var. Yelken havası değil ama tatlı tatlı Lodos Batı-Lodos esiyor. Geçen haftadan Hakan ve Tuncer ile sözleşmiştik. Fakat son dakikada işleri çıktı ve Cumartesi gelemeyeceklerini belirttiler. Geziyi Pazar gününe almayı rica ettiler. Fakat Pazar'da maalesef ben müsait değildim. "-Ben her halûkârda tekneye gidiyorum, müsait olursanız uğrarsınız." dedim. Önce Tuncer'den "-Ben problemi hallettim, geliyorum." mesajı geldi. Arkasından da Hakan'dan aynı mesaj. Onlar gelene kadar yine teknede genel bir kontrol ve temizlik yaptım. Farşları kaldırıp sintineyi bir güzel temizledim. Motor yağı, suyu, devir daim pompasında kaçak var mı, yok mu kontrol edildi. Her şey saat gibi çalışıyor. Kaçak filan kalmamış. Yakıt ön filtresi de kontrol edildi. Su var mı yok mu diye. Saydam bölmenin içinde pırıl pırıl mazot gözüküyor. Geçen yazılarda bahsettiğim değişimler ve bakımlar teknenin tamir defterine kayıt edildi. Bu çok faydalı bir yöntem. Motordaki takılan parçalar ne zaman değişmiş, hangi sebeple değişmiş, ne olmuş ne bitmiş herşeyi takip edebiliyorsunuz.
20 10 2009
Haftasonu Seyirleri
Geçtiğimiz Cumartesi günü tekneye gidip bir temizliğe girişeyim dedim. Tam iskeleye geldiğimde baktım Bengül teknesinde komşular oturmuş hoşbeş ediyorlar. Ben de hoşbeşe katıldım. Cengiz, Kadir ve Hakan ile başladık denizci dedikodularına. Epeyi bir sohbetten sonra evsahibi Cengiz ayrılınca Biz, Hakan ve Kadir ile Talya'ya geçtik. Fazla oyalanmadan hemen marina dışına çıkıp yelkenleri bastık. Hava çok güzel tam kararında esiyordu. Şehr-i İstanbul'u denizden, hem de yelken ile gezmenin doyumsuz zevkini yaşayarak, üç saat kadar sonra tekrar marinadaki yerimize dönüp bağlandık. Yine yaşadığımızın farkına vardık...
15 10 2009
Yapılanlar
Geçen yazıda madde madde yazdığım onarımları tamamladık. Talya'nın bağlanma kütüğü ruhsatnamesini de çıkarttık. Ayrıca bu yılki marina ücretimizi de ödedik. Bir çok işin stresi üzerimden kalktı.
07 10 2009
Burgaz'a Gece Seyri
Dün Burgaz'a yelken seyri için hanımla sözleşmiştik. Ben de kendimi hazırladım. Şöyle güzel kızarmış midye, kalamar, kavun, beyazpeynir gözümde canlandı. Fakat akşam olunca hanımda bir kırıklık bir halsizlik. "-Sen git ben kalıyorum." dedi. Haydaa, bütün hayaller bir anda suya düşer gibi oldu. Fakat hayal bu, peşinde koşmak lazım. Ben de hemen Engin'i aradım. Sağolsun Engin hemen Arzu ile konuştu. Saat 18:00 de marinadayız dedi. Ben de 17:00 gibi marinaya vasıl oldum. Nasıl olsa bir saatim var bir genel teknik kontrol yapayım dedim. Motor bölümünü açtım. Gözle bir muayene. Herşey normal gözüküyor. Yağ kontrol, seviyesi tamam, hiç eksilme yok. Soğutma suyu da hemen hemen MAX. çizgisinde. Fakat zeminde hafif bir grilik var. Sanki hafif çe birşey dökülmüş gibi. Motor stop halde iken baktım, birşey yok. Bir de motoru çalıştırıp bakayım dedim. Motoru çalıştırınca impellerin olduğu deniz suyu pompa haznesinin olduğu bölümden küçük damlacık halinde su akıyor. Tattım, tuzlu, belli ki deniz suyu. Pompaya giren hortumları tutan kelepçeleri sıktım, belki onlar kaçırıyordur diye. Ama damlacık kesilmedi. Ben altına üstüne bakarken komşum Can geldi. Ona durumu anlattım. Baktı ve "-Denizsuyu pompasının salmastrasından kaçırıyor" dedi. Yapıcak iş çok zor değil. Pompa sökülüyor, salmastra ve gerekirse rulman değişiyor, sonra yerine takıyoruz. Bir de dikkatimi çeken tuzlu zu hortumlarının içinde takır-takır tuz var. Demk ki tuzlu su yollarını da zamanla temizlemek lazım. Bunu da Rıza usta ile konuştum, nasıl temizleneceğini anlattı. Bir başka sorun da deponun içinde biriken su. Bizim Ege26 larda ön filtre yok. Ben 3 ay önce motora giden yakıt hortumuna bir tane Rakor marka ön filtre taktım. Dün onu da kontol ettim. Deponun cam bölümü olduğu gibi yoğurt kıvamında sıvı dolu. Bu yakıtta su var demek. Sağolsun Can bir pet şişe keserek filterin içini boşalttı. Filtreden bayağı su çıktı. Tabii filtre depodaki bütün suyun tahliyesi için yeterli değil. Yapılması gereken depoyu açıp içini kontrol etmek. Varsa suyu tahliye etmek. Tam bu işleri yapayım derken, yapılacak işlerin sayısı artınca pes ettim. Rıza ustayı aradım onunla beraber bu Cumartesi aşağıdaki işleri yapacağız:
- Denizsuyu pompasının tamiri.
- Denizsuyu hortumlarının içindeki tuzların temizlenmesi.
- Mazot deposunun içindeki suyun tahliyesi.
- Ön filtre elemanının değişmesi.
- Motor filtre elemanının değişmesi.
Ee, motor için bu bakımların yapılmasının zamanı gelmişti zaten. Siz ona ne kadar iyi bakarsanız, o da size o kadar az sorun çıkartıyor.
Neyse bu aksaklıkları açıp kontrol ettiğim iyi oldu. Saat 18:00 gibi de Engin ile Arzu geldiler. Hemen marinadan çıktık ve yelkenleri bastık. Kolayına apaz seyir ile 1,5 saatte Burgaz Antigoni restoranın önüne bağlandık. Artık Barba'ya gitmiyoruz. Barba iki kez el değiştirip personeli de dağılınca tadı kaçtı. Antigoni' de yiyecekler falan gayet iyi. Daha önce de yazmıştım. Engin deniz ürünlerinden iyi anlar diye. O da yediklerimizi beğendi. Midye kalamar gayet nefisti. Tek problem tarator sos. Bildiğimiz ekmeği bol cinsinden değil de mayonez kıvamında olanından getiriyorlar. Biz de bunun iyi olmadığını kendilerine söyledik. Çok sohbetli bir yemekten sonra aynı şekilde kolayına seyirle tekrar marinanın yolunu tuttuk. Seyir esnasında ayın doğuşu anlatılamaz güzellikte idi. Neredeyse portakal renginde ve büyüklüğünde olan ay, tam Maltepe üstlerinden doğdu. Kısaca hayatımızda geceyi daha artı hanesine kaydettik.
İyi ki denizdeyiz, iyi ki Talya var.
01 10 2009
İkinci Video Hazır
Bağlanma ve halatlar videosunun ikincisi de hazır. Hemen "Talya Yeniden" konusun altında.
Ya da videoya gitmek için burayı tıklayın.
29 09 2009
Talya yeniden
Etrafı seyrede seyrede vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Marmaray çalışmalarını atladıktan sonra her zamanki gibi çıkışı Rumeli tarafından yaptık. Galatasaray adasının hemen arkasında boş bulduğumuz büyük bir tonoza bağlandık. Aldığımız nevaleleri teknede demlediğimiz çay ile karşımızda Bebek, diğer tarafımızda Galatasaray adası, boğazdan inen çıkan gemiler, tekneler eşliğinde keyifle lüpledik. Bebek' den avara olup daha Kuzey'e tırmanmaya başladık. Yeniköy önlerinde yaklaşık 6 metreye demirimizi funda edip mola verdik. Mola esnasında yüzmek isteyenler, hemen kendilerini boğazın serin sularına bıraktılar. Ardından beş çaylarımızı içtik ve demirimizi alıp yine Kuzeye devam ettik.
Konuşma, sohbet derken bir baktık Anadolu Kavağı önlerindeyiz. Eee, Kavağa kadar gelmişken şöyle midye, bira, roka salatası yapmadan durulur mu ? Hemen pruvamızı Kavak sahile verdik. Sahilde gözüme kestirdiğim bir balıkçıya aborda oldum. Taptaze midye ve ızgara çingene palamutları mideye indirdikten sonra tekrar inişe geçtik. Kanlıca önlerinde iken güneş battı. Boğaz'ın ışıl ışıl atmosferi altında, sakin bir gece yolculuğundan sonra saat 23:00 gibi marinadaki yerimize bağlandık. Bu seyirde güneşden korunmak için yelken kullanamadığımızdan bumbanın üzerine bizim üçgen brandayı attık. Balançinayı da kasıp, bumbayı iyice yukarı kaldırınca bizim branda bayağı bimini vazifesi gördü.27 09 2009
Video Serisine Devam
Bu seferki konumuz bağlanma elemanları ve halatlar. Yine sevgili Mehmet Erem'in anlatımı ile. Süresi uzun olduğu için iki video olarak çektik. Alttaki birinci, üstteki ikinci video.
Pratik Denizcilik serimiz Sonbaharın gelmesi ile yine hız kazandı. Mümkün olduğunca daha fazlasını da çekip yayınlayacağız.
10 09 2009
Simi'ye Doğru
Geçen yazıda Rodos'dan Simi'ye doğru yola çıktığımızı belirtmiştim. Fakat araya bir durak ekledik ve Serçe limanına uğradık.
Teknemizde Rod Heikell'in pilot kitabı "Turkish Waters Pilot" İngilizce ve Almanca olarak vardı. Ayrıca bana ait olan Sadun Boro'nun "Vira Demir" pilot kitabı da yanımdaydı. Burada bir öneri; bana göre kesinlikle "Vira Demir" daha keyifli ve detaylı. Rod Heikell' de yer almayan bir sürü küçük koyun detaylarını, "Vira Demir'de" bulabilirsiniz. Ayrıca Sadun Boro'nun kitaptaki yazım üslubu da çok daha iyi.
Serçe Liman' ın da bir geceleme sonrasında istikamet Simi. Orada, Turgut Reis'den tekne kiralayan kuzenlerim Cüneyt ve Gökhan ile buluştuk. Simi'nin Doğu tarafında, Güney'den Kuzey'e çıkarken ana liman diye "Pedi" koyuna girdik!! Şimdi diyebilirsiniz ki, "-Kardeşim, önünde harita, chartplotter, gps hiç birşey mi yok ?" Var aslında, tabii ki hepsi var ama oraya girdik işte... Ben bütün kış boyunca Pedi'ye, Google üzerinden analiman diye bakmışım, belki ondandır.
Bu arada teknenin üzerindeki chartplotter, Pedi çıkışında koskoca ada büyüklüğündeki kayayı göstermeyince çok şaşırdım. Bu konuyu aslında e-posta gruplarından birinde okuduğum aklıma geldi. Benim telefondaki Navionics haritadan tekrar kontrol ettim, neyse ki orada gözüküyordu. Ana limana girdiğimizde Simi'nin mimarisinden çok etkilendiğimizi söylemeliyim. Aslında hepimiz bu küçük adayı çok beğendik. Herhalde bundan sonra rotamız üzerinde oldukça bol bol uğrarız.
Limana girdiğimizde Cüneyt'ler bizi bekliyorlardı. Onlarda bir saat evvel gelmişler. Hemen iki tekne yanlarındaki boşluğa kıçtan kara girdik. Liman bayağı derin. Aşağı yukarı 16-17 metreye demirimizi funda ettik.
Simideki güzel hatıralardan biri motorsiklet kiralamak oldu. 15 Avro'ya bir günlük 50cc lik, iki motor kiraladık Engin ile. 50cc lik dedik hemen, ucuz olsun diye. Sonra 4x4 atv nin de 19 Avro olduğunu duyunca hemen ellilikleri değiştirmek istedik ama artık geçmişti. Motorlar bayağı işimize yaradı. Rodos'da yediğimiz kazık yüzünden kendi işlemlerimizi kendimiz yapmaya karar verdik ya, eğer motorlar olmasaydı bayağı sıkıntı çekecektik. Zira liman başkanlığı ile polis arası bayağı mesafe. Bizim 3 defa aynı yolu git-gel yaptığımız düşünülürse, kesinlikle motorsuz olmazdı.
Giriş çıkış işlemlerinde transitlog onayı yapan liman başkanlığı gayet problemsiz idi. Ama pasaport polisi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bir kere denizde yakalanmış bir tekne dolusu mültecinin kapının önüne atılmış olması, hepsinin siz gelip geçerken içli bir şekilde size direkt bakıyor olması, öncelikle bir insan olarak sizi eziyor. Üstümüzde şortlar gömlekler, iyi bir hayat yaşıyorken, onların da aynı hayaller ile başlarına neler geleceğini bilmeden oraya atılmış olmaları gerçekten çok adaletsiz.
Namussuz polis de, Engin ile pasaportları çıkış için götürdüğümüzde,"-Bunlar Türk pasaportu. Pasaport sahiplerini burada göreceğim. Ya da acenteye verin onlar yapsın" dedi. Engin hemen "-Hee, veririz acenteye, sen bekle" gibisinden söylendi. Bıyık altından güldüm. Hemen motorlara atlayıp familyayı polise getirdik. İçeri girdiğimizde "- Bu ne? Dışarı çıkın, dışarıda bekleyin" tepkisi aldık. Yahu birader, sen demedin mi getirin diye, getirdik işte. "- Sadece kaptan burda kalsın, diğerleri gitsin." dediğinde, allahtan sabırlı bir insan olduğumu düşündüm.
Simi' de gerçekten güzel vakit geçirdik. Cüneyt' lere bir denizci "-Symi'ye giderseniz, Mythos' da yiyin, fiks fiyata, siz dur diyene kadar getiriyorlar." demiş. Biz de orayı denedik. Gerçekten iyi idi. Hele bu teras restoranda manzara, nefis. Fiyat konusunda çok yorum yapamayacağım. Biz, yanlış hatırlamıyorsam adam başı 35-40 avro arası birşey ödedik.
Bu arada motorlar ile adayı dolaşırken, iki kişi dik yokuşlara geldiğimizde, hanımı indirip motoru tepeye kadar çıkartıp, hanımı yukarı yürütmek ayrı bir vak'a idi. Bundan sonra en az 150 cc lik motor kiralanacak.
Buradan sonra Türk kıyılarına geçip 12 gün kadar dolaşıp seyahati sonlandırdık. Türk koyları ile ilgili detaylara çok girmiyorum. Zaten bolca yazılıp çiziliyor bizim koylar hakkında.
Unutmadan tüm gezi boyunca arkadan çektiğimiz oltaya bir kısmet gelmedi. Ama koylara girdikten sonra, botla çıkıp etrafı tarama seferlerimizde, büyükçe bir melanur ve orta boy bir baraküdayı da yakalayıp teknede fırına attık.
04 09 2009
Hisarönü 2009
Uzun zamandır video yapamıyordum. Aslında görsel malzememnin çokluğu konunun zihinlerde şekillenmesine çok yardımcı oluyor. Hisaönü gezimizin videosu yayında.
Daha büyük ve kaliteli versiyonu için burayı tıklayın.
