21 01 2010

Güncellemeler

TALYA'yı alalı 3 yıl oldu. Tabii blogu yazmaya başlayalı da... Bu 3 yıl boyunca mümkün olduğunca her hafta blogu güncelledim. Ama artık konuların kendilerini tekrar etmesinden çekiniyorum. Fakat kaçınılmaz olarak durum böyle oluyor. Bu yüzden eskisi kadar sıklıkla güncelleme yapamıyorum. Yani her hafta Burgaz'a gittik yemek yedik geldik ya da Fenerbahçe-Midilli-Ayvalık yaptık yazılarının, tekrarlandığı için sıkıcı olacağını düşünüyorum. Ayrıca bizim blog 3 yıl önce başladığında yelken ile ilgili internette yazı bulmak hakikaten zor işti. Şimdi yelken anılarını yazanlar oldukça çoğaldı. Artık farklı hikayelere kolaylıkla ulaşmak mümkün. Bu yüzden artık blogu haftalık olarak değil de daha uzun periyotlarda önemli ve farklı konular oldukça güncelleyeceğim. Önemli tamir ve bakım konuları, pratik denizcilik bilgileri videoları, uzun ve farklı rotalara yapılacak yolculuklar, diğer yelkenci dostlarla yapılan geziler yine blogumuzun konuları olacak. Tek fark, haftalık yerine biraz daha uzun periyotlu yapılacak güncellemeler. Farklı düşünceleri ve yorumları olanlar aşağıdaki "yorum" bölümünü tıklayarak düşüncelerini paylaşabilirler.

07 01 2010

Boün Kayıkhane Sohbetleri



Boğaziçi Üniversitesi Yelken Kulübünün düzenlediği Kayıkhane Sohbetlerinden birindeydik. Konuşmacı olarak Erol Şar ve Mehmet Erem konuktular. Konu alengirli durumlarda demirleme teknikleri. Bize de bu güzel sunumu görüntülemek kaldı.

25 12 2009

Şimdi de Küba

Küba'yı denizcilik tarafından anlatacağız diye söz vermiştik, biraz geciktik kusurumuza bakılmasın. Öncelikle yoldan bahsedelim. Biz Air France ile gittik. İstanbul'dan çıkışımız ve Havana'ya inişimiz toplamda 16 saat kadar sürdü. Açılımı ise şu şekilde, Air France ile önce İstanbul'dan Paris'e uçuyoruz. Yaklaşık 3,5 saat. Pris'de aktarma için 1,5 - 2 saat kadar bekliyoruz. Ardından Paris - Havana uçuyoruz, bu da yaklaşık 10 saat kadar sürüyor.

İşte bu ikinci uçuş denizci bakışı ile önemli. Bir ara uçakta oturmaktan sıkılınca, kapının üzerindeki cama doğru seyirttim ve aşağıya baktım. Uçsuz bucaksız Atlantik, uç uç bitmiyor. Hemde ortalama saatte 900km hızla. Şimdi küçük bir yelkenli düşünün, Atlantiği geçiyor ortlama 6kts hızla, yani saatte 17-18km. Valla o an içimde bu sonsuzluk duygusu bir büyüdü ki anlatamam. Valla günün birinde yapmam demiyorum, her zaman olasılık dahilindedir, ama amaç illa Karayip'ler de yelken yapmaksa uçarım bu adalara, oraların tadını çıkarır bir veya iki hafta sonra dönerim diyorum. İlla Atlantik' i yelkenle geçmek zorunda değiliz anlayacağınız.
Havana'dan Trinidad ve Santa Clara turumuzu yaparken rehberimiz yolda bizi güzel yemek yiyeceğimiz bir yere götüreceğini söyledi. Nereye gideceğimiz hakkında meraklanmışken, körün istediği bir göz, allah verdi iki göz. Küba'ya geldiğimden beri etrafa bakınıp duruyorum. Denizcilik ile ilgili bir şeyler arıyorum. Ama o kadar fazla birşey görememiştim. Tam da bu ruh durumu içinde iken Cienfuegos Marina' da yemeğe götürüldük. Bir hoşumuza gitti ki sormayın. Birkaç tane Alman ve İspanyol bayraklı tekne var. Rehberimiz hemen bize Küba'daki olanaklardan bahsetti. Aynen bizdeki gibi charter şirketleri olduğunu öğrendik. Fakat bir farkla, hepsi devlete ait firmalar. Katamaranlar, Beneteau'lar, Jeanneau'lar hepsi var. Birde fiyat listesi alacaktık ama görevliyi bulamadığımız ve yola da geç kaldığımız için vazgeçtik. Küba'nın hem Kuzeyinde hemde Güneyinde büyük takımadalar var. Birçoğu müthiş el değmemiş yerler. Bazılarında marina oluşumları var. Tabii tüm bu bilgileri rehberimizden aldık. Teyid etme fırsatımız olmadı. Biraz daha detay isteyenler buraya bakabilirler.
Genelde kıyılara falan baktığımızda öyle çok bolca kayıklar, balıkçılar falan göremiyorsunuz. Sofrada da bu belli oluyor. Bir ada olmasına rağmen yemekler et ağırlıklı. Biz bunu şöyle yorumladık. Küba büyük bir ada. Doğudan batıya 1000km veya fazla olduğunu tahmin ediyorum. Fakata nüfus az. Tüm ülkenin nüfusu 11milyon kişi. Tabii bu hayvancılık ve tarım yapılmasına olanak sağlayan boş topraklar demek. Yani Japonya gibi değil. Balık ağırlıklı beslenme yok. Ama tabii dev karidesler, istakozlar isterseniz çok uygun fiyata restoranlarda yemek mümkün. Bizim balıkçılık adına gördüğümüz en önemli olay şöyleydi:
Bir gece otelin balkonuna çıkan kuzen Cüneyt acele ile içeri geldi. Bu arada otelin önü açık deniz. "-Taner oğlum denize bak, Amerika kıtası önümüze gelmiş !!"
Gerçekten denize bakınca koskoca bir kara parçasının otelin önüne geldiği hissine kapılıyorsunuz. Aslında olan ise, avlanmaya çıkmış olan yüzlerce balıkçının gece ışıkları. Hakikaten inanılmaz bir manzara idi.
Bu arada yemeklerden çok memnun kalmadığımızı itiraf etmek durumundayım. Gidecek olanlar bu konuda biraz sıkıntı çekebilirler.
Aslında yazılacak ve anlatılacak çok şey var ama konumuz yelken ve deniz olduğu için bu kadar da bırakmak zorundayım.
İyisi mi, eğer imkanınız varsa mutlaka gidin görün...

Küba 2009

21 12 2009

Çapalar



Pratik Denizcilik Bilgileri serisinin 9. videosunu da hazırladık. Bu kez konumuz çapalar. Videoda çapaların tipleri ve birbirlerine göre avantaj ve dezavantajları anlatılıyor.

14 12 2009

Küba

Geçen hafta turist olarak kardeşim ve kuzenlerimle Küba'da idik. Muteşem bir ülke. Biz bayıldık. Hüzünlendik, mohitoya ve salsaya doyduk. Yelken ve denizle ile ilgili de yazacak biraz malzeme çıktı.

Bir video ve fotoğraflı derleme yapıyorum. Sanırım hafta sonuna kadar yetiştiririm.

01 12 2009

49. Donanma Kupası Ödül Töreni

Ödül töreninde

Destek sınıfı sıralaması


Normalde yarış tabiatlı bir insan değilimdir. Çok fazla rekabeti sevmem. Aynı şey yelken için de söz konusu. Ama bazen yarışın yelkene olumlu faydaları da oluyor. Şöyle ki:
Hanım, çoluk çocuk denizdesiniz. Rüzgar da kah esiyor , kah kalıyor. Hemen sabırsızlardan homurtular gelir: "- Hadi motoru çalıştır da geç olmadan gidelim." Ama yarışta bu asla söz konusu olmaz. Rüzgarsızlıktan yarış iptal edilene kadar, tekneyi yelken ile hedefe götürme mecburiyeti vardır. İşin güzel tarafı da budur. Çünkü bu aşamada strateji geliştirirsiniz, bulutlara bakarsınız, diğer tekneleri gözlersiniz, suyun üzerinde sağanakların yarattığı kıpırtıları takip edersiniz. Kısaca rüzgarı bulabileceğiniz ne yol varsa hepsini denersiniz. Yarışların güzel tarafı budur.
Ayrıca şamandıra yarışlarını değilde, coğrafi rotalı yarışlar bana göre daha iyidir. Genel olarak şamandıra yarışlarında, denize atılmış başlangıç ve bitiş şamandıraları etrafında dönersiniz. Tabii tüm tekneler de sizinle aynı parkurdadır. Birbiri ile çatışanlar, küfürler, bağırış, çağırış gırla gider. Bu yüzden daha sakin olan coğrafi rotalı yarışları tercih ederim. Hem yarış zamanı daha uzundur hemde tekneler start hariç pek üst üste binmez.
İşte biz de sevgili Can Buluman'ın EKİM teknesi ile 26-27 Eylül tarihlerindeki 49. Donanma Kupası yarışına katılmıştık. Resmi olmayan yarış sonuçları açıklandığında biz 4. gözüküyorduk.
Dolayısı ile ödül falan yoktu, ama olsun katılmak önemli idi. Daha sonra Can beni aradı:


- Taner n'aber? Bu akşam İstanbul Yelken Klübünde Donanma kupası yarışının ödül töreni var. Müsait misiniz, gelir misiniz ?

- Can, hani 4. olmuştuk.

- Öyle değilmiş, balon hesaplamalarını yaparken bir yanlışlık olmuş, biz üçüncüymüşüz.



Ve o akşam İYK' ya gittik. Yelkencilik hayatımızın ilk yarış derecesini ve ödülünü böylece aldık.
Şimdi sıra kendi teknemiz ile bu işi yapmakta.

26 11 2009

Yine Burgaz


Yine önceki yazılarımıza dönelim. O hafta bir de Gezgin Korsan arkadaşlarla Burgaz Antigoni seyri yaptık. Özellikle bizim doktor Mehmet alem kişilik. Her konunun üzerin hiç yılgınlık yapmadan hallederiz diye gitmesi takdire değer.

Mehmet bu sene LOTUS'u Kalamış marinadan aldı. Artık yeni yeri Bebek. Mehmet'in Bebek'e ulaşımı da, Fenerbahçe'ye gelmesinden çok daha kolay. Gerçi ilk duyumlara göre LOTUS boğazın akan sularında sanki seyirde imiş gibi sallanıyormuş. Ee, altından neredeyse 3-4knot hızla akıntı geçiyor. O kadar olacak tabii.
Derken Mehmet herhalde bunaldı. Çünkü boğazda açılıp, hemen yelken yapma imkanı maalesef yok. En az 1,5 saat yol yapmak gerekiyor. Gezgin korsan forumda Mehmet'den bir davet "-Ya Lotus ile Kuzeye Anadolu hisarına, ya da adalara gidelim." diye. Ee, dedik ya denize çıkamamış olmanın sıkıntısı yazıya da yansımış.
"-Boşver boğazı gel TALYA'ya doğru Burgaz yapalım." dedim. Hemen programı yaptı. Saat 17:30 gibi marinada buluşup hemen açılırız dedik. Tam saatinde Erol abi, ben, Ömer, Mehmet, Hakan ve Murat'la yola koyulduk.
Gırgır, şamata 1,5 saatte yerimize bağlandık. Antigoni'nin sahibi Ercan beyin sıcak karşılaması ile yerlerimize geçtik ve geç saatlere kadar kaynattık.
Dönüşte baktık ki İstanbul gecenin karanlığında tamamen kaybolmuş gitmiş. Sebep sis. Sis dediysem öyle çok yoğun , koyu sis değil. Ama adaların oradan İstanbul'u göremiyorsunuz, öyle. Hele bir de yakamoz var ki, daha önce görmemiş olanlar mutlaka görmeli. Talya'nın pervane suyu, simsiyah gecede yemyeşil parlıyor. Teknenin yardığı sular ışıl ışıl sağa sola savruluyor. Doyumsuz bir manzara. Gece yarısından sonra marinaya döndük, yine doyumsuz bir gece yaşattı bize teknemiz.

Burgaz Antigoni Gece

24 11 2009

Sevgili Babam

Bu gün 24/Kasım. Sevgili babamı kaybedeli 6 yıl oldu. Onu çok özlüyoruz ve çok seviyoruz.














20 11 2009

Geziler

Geçtiğimiz hafta ve bu hafta oldukça yoğun geçti. Ben bloga yazarken konuların biraz arkasında kaldım maalesef. Neler yaptığımıza şöyle bir bakalım:
  • Sevgili Cengiz ile yaptığımız yelken seyri.
  • Gezgin korsanlar ile yaptığımız Burgaz Antigoni gece seyri.
  • Gezgin Korsanlar ile yaptığımız 2009 Kışa merhaba etkinliği.
  • Sevgili Can ile Gölcük Donanma kupasında kazandığımız 3.lük ödülü töreni.
Sırası ile konuları yazıya dökelim:


Arka fonda SHE teknesi

Geçtiğimiz Cumartesi hava güzel, hafif hafif de esiyor. Aynı gece Gezgin Korsanlar'ın Kışa veda yemeği olacak.
Sabahtan yapacak fazla birşey olmadığı için soluğu marinada aldım. Acaba etrafta kimse var mıdır falan diye düşünürken bir baktım Cengiz'in teknesi konuklarla dolmuş. Hemen bende ilave oldum. Bora Bora'dan Hüsne, Ahsen, Uçarı'dan Hakan ve Rıza usta hep beraber sohbeti koyulttuk. Bir müddet sonra komşular dağılınca Cengiz ile denize çıkalım dedik.Marinadan Ataköy - Bakırköy rotasını tutarak çıktık. Rüzgar da tam o yönde kolayımıza esiyordu.
Fındık-Bira-Dedikodu üçlemesine dalarak tam 3 saat yelken seyri yaptık. Akşam yetişeceğimiz GezginKorsan toplantısını düşünerek marinaya vasıl olduk.

03 11 2009

29 Ekim


İki senedir hep aklımda. Cumhuriyet bayramı kutlamalarını Boğaz'dan seyretmek. Bir türlü kısmet olmamıştı. Bu sene, ne yapıp edip mutlaka gitmek istiyoruz. Fenerbahçe'den komşularım Cengiz, Can ve Hemi'de gelmeyi planlıyorlar. Bizde Arzu ve Engin'e haber verdik. Saat 16:00 gibi marinada buluşacağız. Engin'le aslında daha erken çıkmayı ve yelken yapmayı planlamıştık ama maalesef rüzgâr çok az.
Biz biraz erken geldik marinaya. Bir baktık Cengiz ve Can, Bengül teknesinde oturmuş muhabbet ediyorlar. Hemen biz de muhabbete atladık. Yine denizci dedikoduları, gülme, güzel sohbet.
Saat 16:30 gibi Engin, Arzu, Derya ve Balkı'da geldiler. Arzu sağolsun döktürmüş. Kısa zamanda TALYA'nın havuzluğunda sofrayı kurduk. Güzlece yapılanları lüpledikten sonra tekneyi neta ettik ve yola koyulduk. Yola çıktığımızda hava kararmıştı. Bu arada Cengiz, Can ve Hemi aileleri ile birlikte Hemi'nin Belle teknesinde olacaklar. Yaklaşık 11-12 kişi, tabii dalgamızı geçtik.
Kızkulesini bordaladığımıza hafif Kuzey rüzgarı vardı. Ayrıca Kızkulesi önleri hep çır
pıntılı oluyor. Malum boğazın güneye akan sularının Marmara'nın suları ile ilk karşılaştığı nokta. Usul usul kuzeye, Dolmabahçe önlerine doğru tırmandık. Kabataş önlerine geldiğimizde etrafımıza bakındık,bağlanacak veya motor üzerinde duracak uygun yer var mı diye. Biz böyle bakınırken bir sahil güvenlik botu kuvvetli projektorunu üzerimize tutup "-Lütfen burayı terkedin." uyarısı yaptı. Sadece bize değil tüm civardaki teknelere. Denizde güvenliğin sağlanabilmesi için ne kadar devlete ait deniz aracı varsa hepsi görevde idi. Sahil güvenlik, Deniz Polisi, Gümrük Muhafaza, Söndüren Romörkleri v.s.
Baktık olacak gibi değil tam karşıya Üsküdar'a doğru yol verdik. Radar kulesinin sağ tarafına doğru girdik. Burası tam Üsküdar meydanının karşısına denk düşüyor. Ama inşaat çalışmaları yüzünden çekilmiş perdeler yüzünden meydan gözükmüyordu.
Neyse, kutlamanın başlamasına daha 1 saat var. Ben indim hemen çayı demlemeye. Yanımızda getirdiğimiz sandviçler, tuzlu kurabiyeler falan mideye indirilmeyi bekliyorlar. Biraz yukarı tırmanıp, motoru boşa alınca yaklaşık 15 dakika içinde aynı noktaya dönüyoruz. Gösteri başlayana kadar bir yere sabitlenebilir miyiz diye sağa sola bakındım. Tabi demir atmak risk, derinlikten dolayı değil ama demiri taktık mı uğraşması zor. Gözüm kıyıdaki vapur iskelesine
takıldı. Bir deneme yapmaya karar verdik. Yaklaştık, ama su fazla oynak, hatta Engin koltuk halatını iskeledeki babaya taktı ama tekne durduğu yerde tehlikeli biçimde iskele sancak sallanıyor. Tehlikesi ise şu, iskele yüksek ve beton koca kamyon lastikleri var ama tabii vapurlar için. Her an sallantıda teknenin bir yerini kırabiliriz. Neyse fazla şansımızı zorlamadan iskeleden ayrıldık. Sonra seferde olmayan bir vapuru kestik gözümüze. Ona da yanaştık ama aynı durum orada da oldu. Sonunda sabitlenme denemelerimizden vaz geçtik. Teknenin pruvasını akıntıya doğru çevirip, en düşük devirde yol verince, tekne demirlemiş gibi olduğu yerde durdu.
Çaylar falan içildikten sonra bizi gören başka teknelerde bulunduğumuz yere geldiler. Yaklaşık 7-8 tekne falan olduk. Biraz karaya uzak gibi duruyoruz. Derken bir Gümrük Muhafaza botu birden yanımızda bitiverdi. "-Burası tehlikeli, ya karaya bağlanın, ya da Kızkulesinin altına gidin." diye bir uyarı yaptı. İki öneri de olacak gibi değil. Bir kere Kızkulesi altı fena şekilde
çırpıntılı, orası olmaz. E, bağlanmayı zaten denedik, o da olmuyor. Neyse biz de iyice karaya sokulduk. Yaklaşık 10mt falan kaldı. O bölgede motor üzerinde sabitlendik. Böylece ara çözümü bulmuş olduk.Vee saat 19:30 da ilk patlama ile ortalık bayram yerinde döndü. Herkes büyülenmiş gibi 20 dakika gökyüzüne bakakaldı. Hele ilk başta köprüden yapılan gösteri ve sona doğru ardı ardına patlayan fişekler nefesimizi kesti. Artık kararımız karar, her sene 29 Ekim'de kısmetse denizde olacağız. Kıyıdan yüzbinler bir yerlerde rezervasyonlar yapıp birbirlerini iteleyerek bu olayı izlemeye çalışırken, tam ortasından daha doğrusu içinden bunu izlemek de denizin, denizi sevmenin ayrıcalığı.


Not: Görselleri sağlayan sevgili Can Buluman'a çok teşekkürler.